Türkiye’nin eşsiz kıyı şeridindeki orman arazileri, son yıllarda yürürlüğe konulan ve genişletilen hukuki düzenlemelerle imara açılma tehdidi altında. Bu durum, çevre örgütleri ve uzmanlar arasında ciddi endişelere yol açarken, doğal mirasın geleceği üzerine hararetli bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Özellikle Akdeniz ve Ege kıyılarındaki ormanlık alanların, turizm ve yerleşim baskısı altında dönüşüm geçirmesi, ekolojik denge ve biyoçeşitlilik açısından geri dönülemez sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapılıyor.
Uzun süredir devam eden orman ve doğal sit alanlarının korunması mücadelesi, son yasal değişikliklerle yeni bir boyut kazandı. Çevre savunucuları, bazı düzenlemeleri “doğanın yağmalanmasına kapı aralayan” adımlar olarak nitelendiriyor. Temel argüman, kamu yararı adı altında yapılan değişikliklerin aslında rant odaklı yapılaşmayı teşvik ettiği yönünde.
Yasal Düzenlemeler Neleri Değiştiriyor?
Kıyısal orman alanlarının imara açılmasını kolaylaştıran başlıca hukuki adımlar ve mekanizmalar şunlardır:
- 6292 Sayılı Yasa ve Ekleri: 2012 yılında yürürlüğe giren ve Orman Köylülerinin Desteklenmesi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun olan 6292 Sayılı Yasa, özellikle 2B olarak bilinen orman vasfını yitirmiş arazilerin ve diğer ormanlık alanların statüsünde değişikliklere olanak tanıdı. Bu yasanın kapsamı, 2018 tarihli 7139 Sayılı Kanun ile 10. madde eklenerek daha da genişletildi. Bu genişletme, orman alanları dışındaki tarım ve mera arazilerini de kapsayarak, doğal dokunun bütünsel olarak bozulmasına zemin hazırladığı eleştirilerine neden oldu.
- 4342 Sayılı Mera Kanunu: Mera arazilerinin vasfını değiştirme ve kullanıma açma süreçlerini düzenleyen bu yasa da, kıyısal bölgelerdeki önemli doğal tampon bölgelerin yapılaşmaya kurban gitme riskini artırıyor.
- Bakanlık Kararlarıyla Bölge Dönüşümü: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın, özellikle kıyı bölgelerdeki doğal alanları “turizm merkezi” veya “kültür ve turizm koruma ve geliştirme bölgesi” ilan etme yetkisi, bu alanların hızla imara açılmasına olanak tanıyor. Bu ilanlar, bölgesel planlama süreçlerini ve çevresel etki değerlendirmelerini kısaltarak, yapılaşmanın önünü açabiliyor.
- İmar Barışı Uygulaması: Getirilen “imar barışı” düzenlemeleri, orman arazileri ve sit alanları üzerine yapılmış kaçak yapıların kayıt altına alınmasına ve yasal statü kazanmasına imkan tanıdı. Bu durum, mevcut tahribatı meşrulaştırarak, gelecekteki yasa dışı yapılaşmalar için de bir emsal teşkil edebileceği yönünde ciddi kaygılar yaratıyor.
Hangi Bölgeler Risk Altında?
Kıyısal ormanların dönüşüm tehdidiyle karşı karşıya olduğu başlıca bölgeler arasında Türkiye’nin turizm cennetleri de yer alıyor. Datça, Bodrum, Marmaris, Kaş, Çeşme, Kuşadası, Ayvalık, Dikili ve Fethiye gibi Ege ve Akdeniz’in gözde destinasyonları, bu tartışmaların merkezinde bulunuyor. Bu bölgeler, sadece turizm açısından değil, aynı zamanda barındırdıkları eşsiz flora ve fauna ile de büyük ekolojik değere sahipler.
Çevresel Endişeler ve Kamuoyunun Tepkisi
Bu hukuki düzenlemeler, sivil toplum kuruluşları, hukukçular ve çevre bilimcileri tarafından sert bir şekilde eleştiriliyor. Ana endişeler şunlar:
- Ekosistem Tahribatı: Orman alanlarının yapılaşmaya açılması, biyoçeşitliliği tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda doğal su döngüsü, erozyon kontrolü ve iklim değişikliğiyle mücadele gibi hayati ekosistem hizmetlerini de olumsuz etkiliyor.
- Kamu Yararı Tartışması: Düzenlemelerin “kamu yararı” ilkesine uygun olmadığı, aksine belirli çıkar gruplarına hizmet ettiği iddia ediliyor. Kıyılar ve ormanlar, tüm vatandaşların ortak mirasıyken, imara açılmaları bu ortak kullanım hakkını zedeliyor.
- Geri Dönülmez Kayıplar: Uzmanlar, bir kez kaybedilen ormanlık alanların ve doğal habitatların geri kazanılmasının neredeyse imkansız olduğunu vurguluyor. Bu durum, gelecek nesillere bırakılacak mirasın geri dönülmez biçimde yok olması anlamına geliyor.
Kıyısal ormanların imar tehdidiyle karşı karşıya kalması, Türkiye’nin doğal zenginlikleri ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri açısından kritik bir dönemeç noktası oluşturuyor. Kamuoyunun ve ilgili tüm paydaşların bu konudaki farkındalığı ve katılımı, doğal mirasın korunmasında kilit rol oynayacak.
