Antalya’nın Doyran bölgesinde uzun süredir devam eden içme suyu krizi, temiz su kaynakları üzerine yapılması planlanan hidroelektrik santral (HES) projesiyle yeni bir boyut kazanıyor. Akdeniz Üniversitesi raporlarıyla kirliliği tescillenen şebeke suyunun halka sunulmaya devam etmesi ve aynı anda bölgenin tertemiz içme suyu kaynaklarına HES projesi için izin verilmesi, akıllarda “halk kirli su içmeye mahkum edilirken, temiz kaynaklar enerji uğruna feda mı ediliyor?” sorusunu uyandırıyor. Mevcut durum, su yönetimi ve halk sağlığı öncelikleri konusunda ciddi tartışmaları beraberinde getiriyor.
Akdeniz Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü tarafından hazırlanan raporlara göre, Doyran bölgesine verilen içme suyunda yüksek miktarda E. coli ve fekal koliform bakterileri tespit edildi. Bu durum, suyun insan sağlığı için kullanılamaz nitelikte olduğunu gözler önüne sererken, söz konusu kirliliğin hayvan gübreleri ve dere kenarındaki yerleşim yerlerinden kaynaklandığı belirtiliyor. Bu tabloya rağmen, bölgenin pristine yakın temiz su kaynakları olan Pınarbaşı ve Gürkavak kaynakları üzerinde HES projesi yapımına onay verilmesi, durumu daha da karmaşık hale getiriyor.
Antalya’nın Doyran Bölgesindeki Durum
Nerede ve Ne Durumda?
Antalya’nın batısında yer alan Doyran bölgesinde, halkın içme suyu olarak kullandığı şebeke suyu, ciddi sağlık riskleri taşıyor. Akdeniz Üniversitesi’nin bilimsel incelemeleri, suyun içerisinde insan ve hayvan dışkısından kaynaklanan bakterilerin varlığını kanıtlamış durumda. Bu bulgular, halkın sağlığını doğrudan tehdit eden bir soruna işaret ediyor.
İçme Suyu Kirliliği ve HES Çelişkisi
Doyran Çayı ve çevresindeki kirlilik, yıllardır çözülemeyen bir sorun olarak bölge halkını mağdur ediyor. Bir yandan bu kirli suyun arıtma tesislerinde yeterince temizlenemediği veya arıtma süreçlerinde aksaklıklar yaşandığı belirtilirken, diğer yandan bölgenin en temiz ve doğal kaynakları olan Pınarbaşı ve Gürkavak suları, “Doyran Regülatörü ve HES” projesi kapsamında enerji üretimine tahsis edilmek isteniyor. Bu kaynaklar, aynı zamanda Antalya’nın gelecekteki içme suyu ihtiyacını karşılayabilecek potansiyele sahip önemli rezervler olarak görülüyor.
HES Projesi: Kim Tarafından ve Neden?
- Kim Tarafından: “Alara HES” olarak da bilinen Doyran Regülatörü ve HES projesi, özel bir enerji şirketi tarafından hayata geçirilmek isteniyor. Proje için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu olumlu olarak kabul edilmiş durumda.
- Neden: Enerji üretimi ihtiyacı gerekçe gösterilerek, ülkenin enerji bağımsızlığına katkıda bulunulması hedefleniyor. Ancak bu hedefin, halk sağlığı ve temiz su kaynaklarının korunması pahasına gerçekleşmesi eleştirilere yol açıyor.
- Tarihsel Paralel: Benzer durumlar daha önce Trabzon’un Değirmendere vadisinde, Hacıköy kaynak suları üzerinde yapılması planlanan Taşkın HES projesinde de yaşanmış, bölge halkı ve uzmanlar tarafından şiddetle karşı çıkılmıştı. Bu durum, Türkiye genelinde benzer çevresel endişelerin yaygınlığına işaret ediyor.
Halk Sağlığı mı, Ekonomik Çıkarlar mı?
Bölgedeki aktivistler ve çevre örgütleri, bu durumun ekonomik çıkarların halk sağlığının önüne geçtiği bir örnek olduğunu savunuyor. Temiz içme suyuna erişimin temel bir insan hakkı olduğu vurgulanırken, mevcut kirliliğin giderilmesi yerine temiz kaynakların HES projeleriyle işgal edilmesinin kabul edilemez olduğu belirtiliyor. Bu çelişkili durum, kamuoyunda HES projelerinin çevresel ve sosyal maliyetlerinin ne kadar göz ardı edildiği sorusunu gündeme getiriyor.
Yetkililerin, Doyran’daki içme suyu kirliliği sorununu acilen çözüme kavuşturması ve temiz su kaynaklarını enerji projeleri yerine halkın sağlıklı su ihtiyacını karşılamak üzere koruması gerektiği, kamuoyu ve uzmanlar tarafından dile getirilen ortak görüş.
Kirli suyu halka içirip temiz kaynak suyuna HES yapacaklar!
Evet, Antalya’nın Doyran bölgesindeki mevcut koşullar ve planlanan projeler göz önüne alındığında, halka Akdeniz Üniversitesi raporlarıyla kirliliği tescillenen suyu içirme riski devam ederken, bölgenin en temiz ve stratejik su kaynakları üzerine hidroelektrik santral (HES) yapılmasına onay verilmiştir. Bu durum, bir paradoks yaratmakta ve halk sağlığı ile çevresel sürdürülebilirliğin, enerji ve ekonomik çıkarlar karşısında göz ardı edildiği yönündeki endişeleri doğrulamaktadır.
