ABD’de 2024 başkanlık seçimleri yaklaşırken, eski Başkan Donald Trump’ın olası dönüşü, küresel iklim değişikliğiyle mücadele çabaları üzerinde önemli soru işaretleri yaratıyor. Trump’ın “Önce Amerika” prensibine dayalı siyaseti, iklim eylemlerini sıklıkla ekonomik büyüme ve enerji bağımsızlığının önünde bir engel olarak görme eğiliminde. Bu yaklaşım, uluslararası işbirliğini ve yeşil enerjiye geçişi yavaşlatma potansiyeli taşıyor.
Donald Trump’ın siyasi kariyeri boyunca iklim değişikliği konusunda sergilediği duruş, bilimsel konsensüsle çoğu zaman çelişiyor. Daha önceki başkanlığı döneminde, 2017 yılında ABD’yi Paris İklim Anlaşması’ndan çekme kararı, küresel iklim diplomasisi için önemli bir darbe olarak kabul edilmişti. Anlaşmanın ABD ekonomisine zarar verdiğini savunan Trump yönetimi, fosil yakıt endüstrilerini destekleyen politikalar izlemişti. Ardından, Joe Biden’ın başkanlığında ABD yeniden Paris Anlaşması’na dahil olarak uluslararası iklim hedeflerine bağlılığını teyit etmişti.
Trump’ın Olası İklim Gündemi Neler İçerebilir?
Seçim kampanyası sürecindeki açıklamaları ve geçmiş dönemdeki icraatları dikkate alındığında, Trump’ın potansiyel ikinci başkanlık döneminde iklim politikaları alanında atabileceği adımlar şu başlıklar altında özetlenebilir:
- Paris Anlaşması’ndan Ayrılma Tehdidi: Trump, Paris Anlaşması’ndan yeniden çekilme veya anlaşmanın gereklerini yerine getirmeme niyetini açıkça dile getiriyor. Bu durum, küresel karbon emisyonlarını azaltma hedeflerini tehlikeye atabilir.
- Fosil Yakıtlara Destek: Kömür, petrol ve doğal gaz üretimini artırma yönündeki politikaları destekleyerek enerji bağımsızlığını bu yolla sağlamayı hedefliyor. Bu, yenilenebilir enerjiye geçişi yavaşlatabilir ve emisyonları artırabilir.
- Çevre Düzenlemelerinin Gevşetilmesi: Biden yönetiminin çevresel koruma ve iklimle ilgili düzenlemelerini geri alma veya zayıflatma potansiyeli bulunuyor. Bu, hava ve su kalitesi standartlarını etkileyebilir.
- Yenilenebilir Enerjiye Şüpheci Yaklaşım: Rüzgar ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına karşı maliyet ve verimlilik eleştirileri getirerek, bu alandaki teşvikleri azaltma eğiliminde olabilir.
Küresel İklim Mücadelesi İçin Ne Anlama Geliyor?
ABD gibi dünyanın en büyük ekonomilerinden birinin ve tarihsel olarak en büyük karbon salımcılarından birinin iklim politikalarındaki yön değişimi, uluslararası çabalar üzerinde domino etkisi yaratabilir. Birçok ülke, ABD’nin liderliğini veya katılımını iklim hedeflerine ulaşmada kritik görüyor. Trump’ın politikaları, diğer ülkelerin de iklim hedeflerini gevşetmesine veya ertelemesine yol açabilecek bir emsal teşkil edebilir.
Bilimsel araştırmalar, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerin 1.5°C üzerinde sınırlamanın gezegen için geri döndürülemez etkileri önlemek adına hayati önem taşıdığını vurguluyor. Trump’ın iklim değişikliğinin ciddiyetini küçümseyen ve iklim eylemlerini ekonomik bir yük olarak gören duruşu, bu hedefe ulaşmayı çok daha zorlu hale getirebilir.
İklim Eylemsizliğinin Uzun Vadeli Maliyetleri
Trump yönetimi, iklim politikalarının ekonomik maliyetlerine vurgu yaparken, iklim değişikliğinin kendisinin yol açtığı uzun vadeli ekonomik ve sosyal maliyetler genellikle göz ardı ediliyor. Aşırı hava olayları, yükselen deniz seviyeleri, gıda güvenliği sorunları ve göç gibi faktörler, küresel ekonomiye trilyonlarca dolarlık zararlar verme potansiyeline sahip. Yeşil teknoloji ve yenilenebilir enerji sektörleri ise dünya genelinde istihdam yaratan ve ekonomik büyüme sağlayan yeni alanlar olarak öne çıkıyor. ABD’nin bu alandaki gerilemesi, küresel rekabet gücünü de etkileyebilir.
Sonuç olarak, Donald Trump’ın ABD başkanlığına geri dönmesi, küresel iklim değişikliğiyle mücadeledeki ivmeyi ciddi şekilde yavaşlatma riski taşıyor. Bu durum, hem çevresel hem de jeopolitik dengeler açısından önemli sonuçlar doğurabilir.
Trump’ın güç odaklı siyaseti iklim kriziyle mücadeleyi frenliyor mu?
Evet, Donald Trump’ın “Önce Amerika” prensibine dayalı güç odaklı siyaseti ve iklim değişikliğini ekonomik bir engel olarak görme yaklaşımı, küresel iklim kriziyle mücadele çabalarını ve uluslararası işbirliğini yavaşlatma potansiyeli taşımaktadır.
