Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremlerinin birinci yıl dönümünde, felaketin yarattığı yıkım ve toplumsal travma derinliğini korurken, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) kapsamlı bir değerlendirme yayımladı. Birlik, yaşanan büyük felaketin arkasında yatan temel nedenin, iktidarın yıllardır uyguladığı bilim dışı, rant odaklı ve piyasacı politikalar olduğunu vurguladı. TMMOB’a göre, depremin kendisi doğal olsa da, on bir ilde yaklaşık 60 bin can kaybına yol açan ve yüz binlerce binayı yerle bir eden bu büyük yıkım, siyasi kararların ve yönetimsel eksikliklerin bir sonucuydu.
TMMOB’un raporu, yüz binlerce yaralı ve milyonlarca yerinden edilen vatandaşın sorunlarının halen çözülmediğini, devletin afet öncesi hazırlık, afet anı müdahale ve afet sonrası iyileştirme süreçlerinde yetersiz kaldığını ortaya koydu. Birlik, felaketin “asrın felaketi” olarak adlandırılmasının, aslında “yönetimin felaketi” olduğunu iddia etti.
TMMOB’dan Kritik Değerlendirme
TMMOB’un açıklamasında, afet yönetimi ve şehir planlaması alanındaki mevcut politikalar sert bir dille eleştirildi. Birliğe göre, deprem coğrafyasında yer alan Türkiye’de afetlere hazırlık, ulusal bir politika olarak değil, günübirlik ve seçim odaklı yaklaşımlarla ele alındı. Neoliberal ekonomik modelin bir uzantısı olarak görülen bu politikalar, kamusal hizmetlerin zayıflatılmasına, denetim mekanizmalarının etkisizleştirilmesine ve kentsel dönüşümün rant aracı haline getirilmesine yol açtı.
Afete Dönüşen Sürecin Temel Nedenleri
Kentleşme ve İmar Politikaları
Depremin toplumsal felakete dönüşmesindeki en büyük etkenlerden biri, plansız kentleşme ve imar politikaları oldu. TMMOB, bilimsel normları hiçe sayan, imar aflarıyla riskli yapı stokunu artıran ve kentsel dönüşümü “yerinde dönüşüm” adı altında rantsal bir proje olarak sürdüren yaklaşımların, şehirleri depreme karşı savunmasız bıraktığını belirtti. Kentlerin kimliğinin, doğal dokusunun ve kültürel değerlerinin göz ardı edilerek beton yığınına dönüştürüldüğü, yaşam alanlarının değil, sermaye birikiminin öncelendiği vurgulandı.
Ekonomi ve Yapı Sektörü
Yapı üretim sürecinin tamamen piyasacı ve kâr odaklı bir anlayışla yürütülmesi de eleştirilerin odağındaydı. Denetimsiz veya yetersiz denetimle inşa edilen, bilim ve mühendislik ilkelerinden uzak yapılar, depremin yıkıcı etkisini katlayarak artırdı. TMMOB, inşaat sektöründe yaşanan “yüklenici cenneti” durumunun, sorumluların hesap vermediği bir ortam yarattığını ve bu durumun siyasi otoriteler tarafından desteklendiğini iddia etti.
Acil Müdahale ve Koordinasyon Eksikliği
Depremin ilk anlarında yaşanan iletişim kesintileri, arama kurtarma çalışmalarındaki gecikmeler ve koordinasyon eksiklikleri, TMMOB raporunda önemli yer tuttu. Yetersiz personel ve ekipmanla sahaya çıkan ekiplerin, zamanında ve etkili müdahalede bulunmakta zorlandığı, binlerce insanın enkaz altında bekleyerek hayatını kaybettiği belirtildi. Merkezi ve yerel yönetimler arasındaki koordinasyon eksikliği, yardım faaliyetlerinin gecikmesine ve kaosun artmasına neden oldu.
Afet Sonrası Yönetimdeki Aksaklıklar
Deprem sonrası barınma, gıda, sağlık ve altyapı hizmetlerindeki yetersizlikler de TMMOB’un dikkat çektiği noktalardandı. Konteyner kentlerdeki yaşam koşullarının iyileştirilememesi, ev sahiplerinin konteynerlerden çıkarılması ve kalıcı konutların vaat edildiği hızda tamamlanamaması, depremzedelerin mağduriyetini artırdı. Bölgedeki sosyo-ekonomik yapıya uygun çözümler yerine, tek tip ve merkeziyetçi yaklaşımların benimsenmesi eleştirildi.
Hesap Verebilirlik ve Yeni Bir Yaklaşım Çağrısı
TMMOB, felaketteki siyasi sorumluluğun göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, kamuoyu önünde tam bir hesaplaşma çağrısında bulundu. Birliğe göre, asıl sorumluların sadece müteahhitler değil, bu politikaları belirleyen ve uygulayan iktidar kadroları olması gerekiyor. TMMOB, gelecekte benzer felaketlerin önüne geçmek için şu önerilerde bulundu:
- Kentsel ve kırsal alanlar için bilimsel ve katılımcı bir planlama anlayışı benimsenmelidir.
- Afet öncesi hazırlık, afet anı müdahale ve afet sonrası iyileştirme süreçleri bütüncül ve entegre bir şekilde ele alınmalıdır.
- Kamu hizmetleri güçlendirilmeli, denetim mekanizmaları etkin hale getirilmeli ve yapı üretim süreci kamusal denetim altına alınmalıdır.
- Rant odaklı politikalardan vazgeçilerek, yaşamı, güvenliği ve kamu yararını önceleyen bir yaklaşım benimsenmelidir.
- Demokratik katılım sağlanarak, halkın afet süreçlerindeki söz ve karar hakkı güvence altına alınmalıdır.
TMMOB, yaşanan felaketin bir kader olmadığını, aksine yanlış siyasi tercihler ve yönetimsel ihmaller sonucu ortaya çıkan bir “toplumsal cinayet” olduğunu bir kez daha hatırlatarak, gelecek için bilimsel, planlı ve halkçı bir yaklaşımın zorunlu olduğunu belirtti.
