1. Haberler
  2. Dünya
  3. Monroe Doktrini: Savunma Prensibinden Emperyalist Araca Dönüşüm

Monroe Doktrini: Savunma Prensibinden Emperyalist Araca Dönüşüm

Başkan Monroe'nun 1823'te ilan ettiği Monroe Doktrini, Batı Yarımküre'yi koruma amacından sapıp ABD'nin Latin Amerika'daki emperyalist hegemonyasının aracı oldu.

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Haber365

ABD dış politikasının temel taşlarından biri olan ve ilk kez 1823 yılında Başkan James Monroe tarafından ilan edilen Monroe Doktrini, başlangıçta Batı Yarımküre’yi Avrupa sömürgeciliğinden koruma amacı taşısa da, zamanla ABD’nin Latin Amerika ve Karayipler’deki siyasi ve ekonomik hegemonyasını pekiştiren bir araca dönüştü. Özellikle 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında emperyalist emellerin kılıfı olarak kullanılan bu doktrin, bölgedeki birçok ülkenin kaderini şekillendirdi ve ABD’nin “arka bahçesi” olarak görülen coğrafyalarda derin izler bıraktı.

Monroe Doktrini Nedir?

Monroe Doktrini, 2 Aralık 1823’te ABD Başkanı James Monroe’nun Kongre’ye sunduğu yıllık mesajda dile getirilen, ABD dış politikasının ana prensiplerini belirleyen önemli bir bildirgeydi. Temelde dört ana ilkeye dayanıyordu:

  • Avrupa güçlerinin Batı Yarımküre’de yeni sömürgeler kurmaması.
  • Mevcut Avrupa sömürgelerinin egemenliğini koruma çabalarına karşı çıkılmaması (ancak bu, bağımsızlıklarını kazanan devletler için geçerli değildi).
  • Avrupa’daki siyasi sistemin Amerika kıtasına yayılmasına izin verilmemesi.
  • ABD’nin Avrupa’nın iç işlerine veya kolonileri arasındaki savaşlara karışmaması.

Bu prensipler, o dönemde İspanyol ve Portekiz imparatorluklarından yeni bağımsızlığını kazanmış Latin Amerika ülkelerini Avrupa’nın yeniden müdahalesinden korumayı ve ABD’nin bölgedeki etkisini sağlamlaştırmayı amaçlıyordu. Dönemin Dışişleri Bakanı John Quincy Adams’ın “Amerika, Amerikalılar içindir” ifadesi, doktrinin ruhunu özetliyordu.

Nasıl Gelişti ve Yorumlandı?

Başlangıçta bir savunma mekanizması olarak tasarlanan Monroe Doktrini, ilerleyen yıllarda farklı ABD yönetimleri tarafından genişletilerek ve yeniden yorumlanarak emperyalist politikaların dayanağı haline geldi:

  • Manifest Destiny ve Polk Doktrini (1845): Başkan James K. Polk döneminde, ABD’nin kıta genelindeki yayılmacılığını (örneğin Texas, Oregon, Kaliforniya’nın ilhakı) meşrulaştırmak için kullanıldı. Bu, doktrinin savunmacı ruhundan çıkarak agresif bir genişleme aracı haline gelmesinin ilk adımlarından biriydi.
  • Cleveland Doktrini (1895): Başkan Grover Cleveland, İngiltere ile Venezuela arasındaki sınır anlaşmazlığına müdahale ederek, ABD’nin Batı Yarımküre’deki her türlü sınır sorununa müdahale etme hakkını savundu. Bu, ABD’nin bölgedeki tek hegemonik güç olma iddiasını güçlendirdi.
  • Roosevelt Korolleri (1904): Başkan Theodore Roosevelt tarafından eklenen “Roosevelt Korolleri”, Monroe Doktrini’ni ABD’nin Latin Amerika ülkelerinin iç işlerine askeri olarak müdahale etme hakkı olarak yorumladı. Bu, bölgedeki ülkelerin finansal istikrarsızlıklarını gerekçe göstererek Avrupa müdahalelerini önlemek ve ABD çıkarlarını korumak adına atılmış bir adımdı. “Büyük Sopa” diplomasisi olarak da bilinen bu yaklaşım, Küba, Panama ve Dominik Cumhuriyeti gibi ülkelerde ABD askeri müdahalelerinin yolunu açtı.

Emperyalist Politikaların Kılıfı: “Dolar Diplomasisi”

20. yüzyılın başlarından itibaren Monroe Doktrini, ABD’nin “Dolar Diplomasisi” adı verilen ekonomik ve siyasi nüfuzunu pekiştirme stratejisinin temelini oluşturdu. Bu strateji, Latin Amerika ülkelerine verilen borçlar, yatırımlar ve ticaret anlaşmaları yoluyla ekonomik bağımlılık yaratmayı ve ardından bu bağımlılığı kullanarak siyasi kontrol sağlamayı içeriyordu. ABD şirketlerinin bölgedeki madenler, tarım arazileri ve altyapı projeleri üzerindeki kontrolü, Monroe Doktrini’nin yarattığı siyasi ortam sayesinde kolaylaştı. Askeri müdahaleler, isyanları bastırmak, ABD yanlısı hükümetleri işbaşına getirmek veya korumak için sıkça kullanıldı.

Küba’nın İspanya’dan bağımsızlığını kazanması sonrası ABD’nin bölgedeki etkisi, Platt Değişikliği (1901) ile pekiştirildi. Bu değişiklik, ABD’ye Küba’nın bağımsızlığını koruma ve iç işlerine müdahale etme hakkı veriyordu. Benzer şekilde, Panama Kanalı’nın inşası ve kontrolü için Kolombiya’dan Panama’yı ayırma süreci de Monroe Doktrini’nin agresif yorumlarının bir sonucu olarak görülebilir.

Miras ve Eleştiriler

Monroe Doktrini, ABD’nin küresel bir güç olarak yükselişinde kritik bir rol oynamıştır. Ancak aynı zamanda, Latin Amerika ülkelerinin ulusal egemenliklerinin defalarca ihlal edilmesine, siyasi istikrarsızlığa ve ekonomik sömürüye yol açan bir emperyalist aracın sembolü haline gelmiştir. Bölge ülkeleri için ABD’nin müdahaleci politikalarının ve “arka bahçe” anlayışının temelini oluşturmuştur. Soğuk Savaş döneminde ise komünizmin yayılmasını önleme adına yeniden canlandırılmış, Küba Füze Krizi gibi olaylarda etkisi hissedilmiştir.

Bugün bile, Monroe Doktrini’nin mirası Latin Amerika’daki ABD karşıtı duygularda ve bağımsızlık arayışlarında kendini göstermektedir. Doktrin, uluslararası ilişkilerde güçlü bir devletin zayıf komşuları üzerindeki potansiyel tahakkümünü simgeleyen bir vaka çalışması olarak tarihteki yerini korumaktadır.

Monroe Doktrini: Savunma Prensibinden Emperyalist Araca Dönüşüm
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dizi izle Erotik FilmlerDizi izleankara escort ankara escort eryaman escort eryaman escort Antalya Seo tesbih ankara escort Çankaya escortKızılay escortOtele gelen escortAnkara rus escort
HD Film izlegeyve haber Film izle Hemen indir WordPress Temalarkaynarca Haber ferizli Haber Dizi izle
Giriş Yap

Haber365 ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Bizi Takip Edin