Küresel güç dengelerinin sürekli evrildiği günümüzde, “emperyalizm” kavramı, tarih kitaplarının tozlu sayfalarında kalmış eski bir olgu olmaktan çok daha fazlasını temsil ediyor. Analistler, sömürgeci, gangster kapitalist emperyalizmin yeni biçimler alarak varlığını sürdürdüğünü ve bu duruma karşı anti-emperyalist mücadelenin de yeniden tanımlanması gerektiğini belirtiyor. Bu çağrı, sadece ekonomik ya da siyasi bir duruşu değil, aynı zamanda insanlığın geleceği için topyekûn bir direniş stratejisini işaret ediyor.
Geçmişin klasik sömürgeciliği, günümüzde yerini daha sofistike ve çok katmanlı bir sisteme bırakmış durumda. Bir zamanlar bayrak dikme ve toprak ilhak etme üzerinden ilerleyen emperyalizm, artık finansal kontrol, teknolojik egemenlik ve kültürel manipülasyon gibi araçlarla kendini gösteriyor. Bu yeni düzende, uluslararası kurumlar, sözleşmeler ve küresel sermaye akışları, bağımsız ulus devletlerin egemenliğini aşındıran görünmez zincirler haline gelebiliyor. Bu durum, anti-emperyalist mücadelenin de kapsamını genişletme ve araçlarını çeşitlendirme zorunluluğunu ortaya koyuyor.
Emperyalizmin Değişen Sureti: Geçmişten Bugüne
Emperyalizm, Karl Marx, Lenin ve Rosa Luxemburg gibi düşünürlerin eserlerinde detaylıca incelenmiş ve kapitalizmin doğal bir uzantısı olarak tanımlanmıştır. Ancak 20. yüzyıldaki ulusal kurtuluş savaşları ve dekolonizasyon süreçleriyle birlikte, birçok kişi emperyalizmin miadını doldurduğunu düşünmüştü. Oysa modern emperyalizm, bu beklentinin aksine, kendini yeni koşullara ustaca adapte etti. Artık bir ülkeyi doğrudan işgal etmek yerine, onu borçlandırmak, kaynaklarını ulusötesi şirketler aracılığıyla sömürmek veya kültürel değerlerini yozlaştırmak, yeni sömürü biçimlerinin başında geliyor.
Bu “gangster kapitalist” anlayış, uluslararası hukukun boşluklarını kullanarak, finansal piyasaları manipüle ederek ve zayıf ülkelerdeki siyasi istikrarsızlıkları körükleyerek işliyor. Enerji, su, gıda gibi stratejik kaynaklar üzerindeki kontrol, bu yeni emperyalist stratejinin temel taşlarından biri haline geldi. Aynı zamanda askeri müdahaleler, “insani yardım” veya “demokrasi götürme” kisvesi altında devam etmekle birlikte, genelde emperyalist çıkarların bir aracı olarak kullanılıyor.
Modern Emperyalizmin Temel Mekanizmaları Nelerdir?
Günümüz emperyalizmi, çok sayıda sofistike mekanizma aracılığıyla işleyişini sürdürmektedir:
- Finansal Kontrol: Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kurumlar üzerinden borçlandırma politikaları, gelişmekte olan ülkelerin ekonomik bağımsızlığını ciddi şekilde kısıtlamaktadır. Bu borçlar, çoğu zaman yapısal uyum programları adı altında kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi ve sosyal harcamaların kısılması gibi dayatmaları beraberinde getirir.
- Kaynak Sömürüsü: Afrika, Latin Amerika ve Asya’daki zengin doğal kaynaklar (petrol, madenler, su vb.), ulusötesi şirketler aracılığıyla düşük maliyetlerle ele geçirilmekte, bu da yerel ekonomilere yeterli fayda sağlamadan zengin ülkelerin kasasına akmaktadır.
- Teknolojik ve Entelektüel Mülkiyet Egemenliği: Gelişmiş ülkeler, patent ve telif hakları üzerinden teknoloji ve bilginin yayılımını kontrol etmekte, bu da az gelişmiş ülkelerin teknolojik gelişimini yavaşlatmaktadır.
- Askeri ve Siyasi Müdahaleler: Çıkarlar doğrultusunda, vekalet savaşları, darbe destekleri veya doğrudan askeri müdahalelerle bölgesel istikrarsızlıklar yaratılarak siyasi nüfuz pekiştirilmektedir.
- Kültürel Hegemonya: Medya, eğlence ve eğitim kanalları aracılığıyla Batı merkezli değerlerin yayılması, yerel kültürleri aşındırarak tek tipleşmiş bir küresel tüketim toplumu yaratma amacı taşımaktadır.
Anti-Emperyalist Mücadele Neden Yeniden Tanımlanmalı?
Geçmişteki anti-emperyalist mücadeleler, genellikle ulusal bağımsızlık ve toprak bütünlüğü ekseninde şekillenmiştir. Ancak küreselleşen dünyada, emperyalizmin sınırları aşan yapısı, mücadelenin de ulus-üstü bir nitelik kazanmasını zorunlu kılıyor. Sadece bir ülkenin bağımsızlığını kazanması, artık küresel emperyalist sistemin çarklarından tamamen kurtulmak anlamına gelmiyor.
Bu nedenle, anti-emperyalist mücadelenin tekil ulusal hareketlerin ötesine geçerek, dünya genelindeki ezilen ve sömürülen halkların ortak bir platformda buluştuğu, bütüncül bir direniş hattı oluşturması gerekiyor. Bu yeni yaklaşım, sadece siyasi bağımsızlığı değil, ekonomik adalet, çevresel sürdürülebilirlik, kültürel çeşitlilik ve insan hakları gibi evrensel değerleri de kapsayan geniş bir perspektife sahip olmalıdır.
Yeniden Örgütlenmenin Ana Hatları: Nasıl Bir Mücadele?
Anti-emperyalist mücadelenin yeniden örgütlenmesi, uzun soluklu ve çok yönlü bir strateji gerektirmektedir. İşte bu stratejinin temel bileşenleri:
- Uluslararası Dayanışma: Dünya çapındaki emekçi sınıflar, köylüler, yerli halklar ve tüm ezilenlerin ortak düşman olan emperyalizme karşı birleşmesi, en güçlü silah olacaktır. Bu, bilgi ve deneyim paylaşımını, ortak eylem planlarını ve karşılıklı desteği içerir.
- Halkların Kendi Kendini Yönetmesi: Yerel düzeyde demokrasiyi güçlendirmek, halkların kendi kaderini tayin etme hakkını vurgulamak ve karar alma süreçlerine katılımını sağlamak esastır.
- Kamusal Hizmetlerin Güçlendirilmesi: Sağlık, eğitim, su, enerji gibi temel hizmetlerin piyasalaşmasına karşı çıkılarak kamusal ve erişilebilir kalması sağlanmalıdır.
- Ekonomik Bağımsızlık ve Oto-Kontrol: Tarımsal kalkınma, yerel üretim ve adil ticaret modelleriyle ulusal ve bölgesel ekonomik bağımsızlık hedeflenmelidir.
- Sistemin Temellerini Hedef Alma: Mücadele, sadece emperyalist devletleri değil, onların işbirlikçisi olan yerel oligarşileri ve sömürü sisteminin ideolojik aygıtlarını da hedef almalıdır. Bu, bir avuç sömürücünün çıkarlarını koruyan mevcut küresel yapıya karşı topyekûn bir duruştur.
Anti-emperyalist mücadele, geçmişin hatalarından ders çıkararak ve günümüz koşullarına adapte olarak, insanlık onurunu ve gezegenimizin geleceğini güvence altına alacak yegane yoldur. Bu, tüm ezilenlerin ortak çabasıyla, daha adil, eşit ve özgür bir dünya inşa etme idealinin somut bir ifadesidir.














