İran vatandaşı Leyla Qasımi (Kazımi), 13 Şubat tarihinde İstanbul Havalimanı’nda büyük bir gümrük engeliyle karşılaştı. İşlenmemiş insan saçı taşıdığı gerekçesiyle durdurulan Qasımi’nin 18 kilogramlık saçı gümrük yetkilileri tarafından el konulmak istendi. Bu durum, Qasımi’nin havalimanında başlattığı 12 günlük direnişle uluslararası insan hakları gündemine oturdu.
Qasımi, saçlarının ülkesi İran’daki işinde, peruk ve kaynak saç yapımında kullanıldığını belirtse de, gümrük mevzuatında “işlenmemiş insan saçı”nın “hayvansal ürün” olarak değerlendirilmesi nedeniyle, gerekli ithalat izinleri olmaksızın Türkiye’ye girişine izin verilmedi. Bu bürokratik engelin, kendisi için bir özgürlük ve insan hakları mücadelesine dönüşeceğini o an tahmin edemezdi.
Olay Nasıl Gelişti?
Gümrük Neden El Koydu?
13 Şubat’ta İGA İstanbul Havalimanı‘na iniş yapan Leyla Qasımi’nin beraberindeki 18 kilogram insan saçı, gümrük memurlarının dikkatini çekti. Türkiye’deki mevcut gümrük düzenlemelerine göre, işlenmemiş insan saçı, “hayvansal ürün” kategorisinde değerlendirilmekte ve ülkeye girişi için özel izinler ve sertifikalar gerekmektedir. Gümrük yetkilileri, Qasımi’nin bu izinlere sahip olmaması nedeniyle saçlara el koyma kararı aldı. Bu karar, Qasımi’nin beyanına göre, saçlarını İran’daki işinde kullanacak olması nedeniyle büyük bir mağduriyete yol açacaktı.
Qasımi’nin Direnişi
Gümrük yetkililerinin kararına itiraz eden Leyla Qasımi, saçlarının “hayvansal bir ürün” değil, “insan ürünü” olduğunu savundu. Bu ayrımın hukuki ve insani boyutlarına dikkat çekerek, saçlarının el konulmasına şiddetle karşı çıktı. Havalimanında 12 gün boyunca pasaport kontrol noktasında beklemeye başlayan Qasımi, bu süre zarfında kişisel bir protesto eylemi başlattı. Siyah bir elbise giyerek ve başını beyaz bir eşarpla örterek direnişinin sembolünü yarattı. Tırnaklarını İran bayrağının renklerine boyaması da eyleminin bir parçasıydı.
“Saçım Benim Sınırımdır”
Qasımi’nin “Saçım benim sınırımdır” sözleri, direnişinin felsefesini özetliyordu. Bu, sadece fiziki bir sınırın değil, aynı zamanda kişisel özgürlüklerin, kadın haklarının ve ifade özgürlüğünün de bir sınırı olduğu mesajını taşıyordu. Medyanın ve insan hakları örgütlerinin dikkatini çeken bu olay, kısa sürede uluslararası kamuoyunda yankı buldu. Dünyanın dört bir yanından insan hakları savunucuları ve aktivistler, Qasımi’ye destek verdi ve Türk makamlarına çağrıda bulundu. İran’daki kadınların başörtüsü zorunluluğu gibi sorunlarla mücadele ettiği bir dönemde, Qasımi’nin bu direnişi sembolik bir anlam kazandı.
12 Günlük Direniş ve Çözüm
Gümrük sahasında tam 12 gün süren bekleyiş ve uluslararası baskının ardından, Leyla Qasımi‘nin Türkiye’ye girişine izin verildi. Ancak bu izin, beraberindeki 18 kilogramlık insan saçından feragat etmesi koşuluyla sağlandı. Saçlarına gümrük tarafından el konulurken, Qasımi Almanya’ya olan nihai yolculuğuna devam etti. Fiziksel olarak saçlarını kaybetse de, bu direnişin yarattığı etki ve mesaj, Qasımi için çok daha değerliydi.
Qasımi, direnişinin ardından yaptığı açıklamada duygularını şöyle dile getirdi: “18 kilo saçım için, kadınların saçı için, insan hakları için mücadele ettim. 18 kilo saçla durduruldum ama insan hakları mesajını iletmeyi başardığım için kazandım. 18 kilo saçım 180 tonluk insan hakları mesajına dönüştü.” Bu sözler, onun için maddi bir kaybın ötesinde, sembolik bir zaferin ve küresel bir farkındalığın fitilini ateşlediğini gösteriyordu. Qasımi’nin mücadelesi, gümrük bürokrasisi ile kişisel özgürlükler arasındaki gerilimi gözler önüne sererek, insan hakları tartışmalarına yeni bir boyut kazandırdı.
