İran, köklü ve karmaşık tarihine bakarken, geçmişin anlatılarını bugünkü kimliğini şekillendirmek için sıkça kullanır. Bu anlatıların başında, MÖ 539 yılında Pers İmparatoru Büyük Kiros’un Babil’i fethi gelir. Bu olay, İran için sadece bir askeri zafer değil, aynı zamanda medeniyetin barbarlığa karşı, düzenin kaosa karşı galibiyetinin sembolü olarak görülür. Ancak “barbar” kimdir sorusu, bu tarihsel perspektifte farklı bir boyut kazanarak günümüz İran’ının dış dünyaya bakışını anlamak için kritik bir anahtar sunar.
Antik metinlerden modern söylemlere uzanan bu miras, İran’ın kendisini bir “kurtarıcı” ve “medeniyet taşıyıcısı” olarak konumlandırmasına olanak tanırken, Batı dünyasının “barbar” olarak nitelendirildiği bir karşıtlık yaratır. Bu bakış açısı, özellikle Kiros’un Babil fethini çevreleyen detaylarla daha da belirginleşir ve İran’ın uluslararası ilişkilerindeki duruşunu anlamak için temel bir referans noktası sunar.
Babil’in Düşüşü ve Kiros’un Yükselişi: MÖ 539
MÖ 539 yılında Büyük Kiros liderliğindeki Pers orduları, Mezopotamya’nın kalbi Babil’i ele geçirdi. Bu olay, tarihin akışını değiştiren ve farklı kültürlerin anlatılarına işlenen bir dönüm noktası oldu. O dönemde Yeni Babil İmparatorluğu’nun başında Kral Nabonidus bulunuyordu, ancak krallığın yönetimini genellikle oğlu Belşazzar’a bırakmıştı. Babil’in fethi, kanlı bir çatışmadan ziyade, içerideki hoşnutsuzluk ve stratejik bir kuşatma sonucu gerçekleşti. Şehir kapıları Kiros’a açılırken, Babil’in düşüşü aynı zamanda onun “tanrısal görevi” olduğuna dair inancı da pekiştirdi.
Peygamberlikler ve Tanrısal Misyon
Babil’in düşüşü, Eski Ahit’teki Yahudi peygamberlerin yazılarında da önemli bir yer tutar. Yeşaya ve Yeremya gibi peygamberler, Babil’in yıkımını ve Tanrı’nın seçtiği bir kral olan Kiros’un yükselişini önceden bildirmişlerdi. Yeşaya Kitabı’nda Kiros, “Mesih” olarak adlandırılmış ve Yahudileri Babil sürgününden kurtaracak kişi olarak tanımlanmıştır. Bu kutsal metinlerdeki anlatılar, Kiros’u sadece bir fatih olarak değil, aynı zamanda ilahi bir misyonu yerine getiren, adaleti ve düzeni tesis eden bir lider olarak konumlandırır. Daniel, Ezra ve Nehemya kitapları da Kiros’un Kudüs’teki tapınağın yeniden inşasına izin verdiğini ve Yahudilerin kendi topraklarına dönmesine olanak sağladığını kaydeder.
Kiros’un Mirası: Bir Kurtarıcı mı, Fatih mi?
İran anlatısında Kiros, tipik bir fatih imajından uzaktır. O, bir kurtarıcı ve hoşgörü timsali olarak sunulur. Babil’i ele geçirdikten sonra, tapınakları ve dini gelenekleri yıkmak yerine, yerel tanrılara saygı gösterdi, kült heykellerini iade etti ve halkın inanç özgürlüğüne müdahale etmedi. Bu yaklaşım, modern İran tarafından “ilk insan hakları bildirgesi” olarak kabul edilen Kiros Silindiri’nde de vurgulanır. Silindirde, Kiros’un kendisini Babil tanrısı Marduk tarafından seçilmiş bir hükümdar olarak sunduğu, barışı getirdiği ve halkın refahını sağladığı belirtilir. Bu metin, Kiros’un fethini meşrulaştırırken, onu bir barbar istilacıdan ziyade, yozlaşmış bir yönetimin yerine düzen ve hoşgörü getiren bir figür olarak sunar.
“Barbar” Kimdir? Paradoksal Bir Tanım
Kiros’un hikayesi, “barbar” kavramına dair paradoksal bir bakış açısı sunar. Persler, Babil’i fethedenler olsalar da, kendi anlatılarında barbar olarak değil, medeniyetin ve düzenin temsilcileri olarak görülürler. Barbarlık, bu bağlamda, dışarıdan gelen bir işgalciye değil, içten çürüyen, tanrılarına karşı gelen ve halkına zulmeden Babil yönetimine atfedilir. Kiros’un kendisi, yaklaşık iki yüzyıl sonra Pers İmparatorluğu’nu fetheden Büyük İskender’in aksine, bir “barbar” olarak değil, bir “kurtarıcı” olarak anılır. İskender, Perslerin gözünde, Kiros’un kurduğu düzeni yıkan ve medeniyetin bir kısmını yok eden bir barbar figürü olarak kalmıştır.
Antik Hikâyelerin Günümüz İran’ına Yansıması
Büyük Kiros’un mirası ve Babil fethi, günümüz İran’ının ulusal kimliğinin ve dış politika söyleminin önemli bir parçasıdır. Bu tarihsel anlatı, İran’ın kendisini bölgedeki medeniyetin koruyucusu, adaletin ve düzenin tesis edicisi olarak görmesine zemin hazırlar. Dışarıdan gelen her türlü müdahaleyi veya eleştiriyi “barbar” ve “medeniyet karşıtı” olarak damgalama eğilimi, bu antik kökenli perspektiften beslenir. İran, bu bakış açısıyla, kendisini uluslararası arenada karşılaştığı zorluklara rağmen kadim bir medeniyetin vârisi ve medenileştirici bir güç olarak konumlandırmaktadır. Bu, özellikle ülkenin nükleer programı veya bölgesel nüfuzu gibi konularda Batı’dan gelen baskılara karşı verilen yanıtlarda kendini gösterir.
Sonuç olarak, İran’ın “barbarları beklerken” algısı, tarihsel bir çerçeveden beslenir ve Kiros’un Babil fethi bu algının temel taşıdır. Bu, sadece geçmişe dönük bir nostalji değil, aynı zamanda günümüz dünya düzeninde İran’ın yerini ve rolünü tanımlayan canlı bir kimlik inşası sürecidir. Antik çağın “barbar” tanımı, modern jeopolitik arenada yeniden yorumlanarak, İran’ın kendi varoluşsal anlatısını şekillendirmeye devam etmektedir.
