Türkiye’de enflasyon rakamları etrafındaki tartışma, resmi veriler ile bağımsız grupların açıklamaları arasındaki büyük farkla birlikte her geçen gün daha da şiddetleniyor. Bu durum, TÜİK’in (Türkiye İstatistik Kurumu) vatandaşlara “yüksek enflasyonla yaşamaya alışın” mesajını mı verdiğine dair geniş çaplı bir spekülasyonu da beraberinde getiriyor. Kurum, bu yönde doğrudan bir açıklama yapmasa da, piyasa gerçeklikleriyle örtüşmediği düşünülen tutarlı enflasyon raporları, kamuoyunda bu algının güçlenmesine neden oluyor.
Ekim 2023 verilerine göre, TÜİK Tüketici Fiyat Endeksi’nde (TÜFE) aylık %3,43, yıllık ise %61,36’lık bir artış kaydettiğini açıkladı. Ancak, bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) aynı dönem için aylık %6,90, yıllık ise şaşırtıcı bir şekilde %126,18’lik bir enflasyon oranı hesapladı. ENAG’ın yıllık enflasyon rakamı, TÜİK’in iki katından fazla olmasıyla dikkat çekiyor ve vatandaşların cebindeki erimeyi daha net ortaya koyuyor.
Resmi Veriler Ne Söylüyor?
Türkiye İstatistik Kurumu, Ekim 2023 dönemine ilişkin Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerini kamuoyuyla paylaştı. Buna göre:
- Aylık enflasyon: %3,43
- Yıllık enflasyon: %61,36
Bu rakamlar, özellikle son dönemde uygulanan sıkılaştırma politikalarına rağmen enflasyonist baskının devam ettiğini gösteriyor. TÜİK’e göre, ana harcama gruplarında en yüksek aylık artış %13,76 ile giyim ve ayakkabıda gerçekleşirken, en düşük artış ise %0,18 ile alkollü içecekler ve tütün grubunda yaşandı.
Bağımsız Hesaplamalar Neyi İşaret Ediyor?
ENAG, Ekim 2023 için kendi hesaplamalarını açıklayarak, TÜİK verileriyle arasındaki derin uçurumu bir kez daha gözler önüne serdi:
- Aylık enflasyon: %6,90
- Yıllık enflasyon: %126,18
ENAG’ın metodolojisi ve verileri, özellikle 2018 sonrası dönemde kamuoyunda TÜİK verilerine yönelik artan güvensizliğin bir yansıması olarak görülüyor. Bağımsız araştırmacılar, TÜİK’in sepet ve ağırlıklandırma yöntemlerinin güncel piyasa koşullarını tam olarak yansıtmadığını veya siyasi etkilere açık olduğunu iddia ediyor. Bu iddialar, özellikle günlük yaşamda hissedilen fiyat artışlarının TÜİK rakamlarından çok daha yüksek olmasıyla destekleniyor.
Fiyat Farklılıkları Nasıl Hissediliyor?
Vatandaşlar, market raflarında ve günlük harcamalarında resmi verilerin çok ötesinde fiyat artışlarıyla karşılaşıyor. Örneğin, bazı gıda ürünlerinde gözlemlenen değişimler, enflasyonun ne denli yakıcı olduğunu gösteriyor:
- Yumurta Fiyatları: Bir ay gibi kısa bir sürede fiyatların iki katına çıktığı gözlemlendiği belirtiliyor.
- Sebze-Meyve: Özellikle mevsim geçişlerinde %70-80’lere varan fiyat artışları, temel gıda harcamalarını büyük ölçüde etkiliyor.
Bu tür somut örnekler, ENAG’ın daha yüksek enflasyon rakamlarının sokaktaki karşılığını doğrularken, TÜİK’in açıkladığı tek haneli aylık artışların gerçeklikten uzak olduğu algısını güçlendiriyor. Asgari ücretle çalışanlar ve sabit gelirliler için bu durum, alım gücünün hızla erimesi anlamına geliyor.
Güven Sorunu Nereden Kaynaklanıyor?
TÜİK’in enflasyon verilerine yönelik güven sorunu, özellikle 2018 sonrası dönemde belirginleşti. Öncesinde geniş kabul gören kurum, metodoloji değişiklikleri ve açıklanan veriler ile piyasa gözlemleri arasındaki tutarsızlıklar nedeniyle eleştiri oklarının hedefi oldu. Kurum, bu eleştirilere genellikle yanıt vermemeyi tercih ederek, kendi metodolojisinin doğru olduğunu savunuyor. Ancak bu tavır, şeffaflık eksikliği olarak yorumlanıyor ve kamuoyunun ikna olmasını engelliyor.
TÜİK, “yüksek enflasyonla yaşamaya alışın” diyor mu?
TÜİK, resmi olarak veya doğrudan bir açıklamayla vatandaşlara “yüksek enflasyonla yaşamaya alışın” şeklinde bir mesaj iletmemiştir. Ancak, kurumun açıklanan enflasyon rakamları ile bağımsız araştırma grupları ve piyasa gerçeklikleri arasındaki sürekli ve büyük farklılıklar, kamuoyunda bu yönde bir algı ve yorumun oluşmasına neden olmaktadır. Vatandaşlar, resmi verilerin günlük yaşam maliyetlerini yansıtmadığını ve dolayısıyla yüksek enflasyonun kalıcı bir sorun haline geldiğini kabul etmek zorunda bırakıldıklarını hissetmektedirler. Bu durum, TÜİK’in resmi iletişiminden ziyade, veri tutarsızlıkları ve kurumun bu eleştirilere karşı sessiz kalmasından türeyen dolaylı bir mesaj olarak değerlendirilmektedir.
