Antalya’da gündeme bomba gibi düşen ve aralarında eski belediye başkanları ile yüksek rütbeli kamu görevlilerinin de bulunduğu 22 şüphelinin tutuklandığı rüşvet ve arazi vurgunu iddianamesi, uluslararası bir boyuta işaret eden kritik bir detayla dikkat çekiyor. Finike, Kumluca ve Kaş ilçelerini kapsayan soruşturmada, tarım arazilerinin ve kıyı bölgelerinin usulsüz imara açılması, ruhsat yolsuzlukları ve rüşvet iddiaları yer alırken, özellikle 20 yıl önce bölgeye 100 milyon dolarlık yatırım yapan bir Japon şirketinin akıbeti, dosyanın en çarpıcı noktalarından birini oluşturuyor.
Antalya Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Can Tandoğan tarafından hazırlanan iddianame, yerel yönetimlerdeki usulsüzlüklerin yanı sıra, yabancı yatırımcıların karşılaştığı engelleri ve Türkiye’nin kıymetli doğal kaynaklarının nasıl tehlikeye atıldığını gözler önüne seriyor. Soruşturmanın merkezinde, Teke Yarımadası’ndaki kıyı şeridinde yaşanan ‘imar krizi’ bulunuyor.
Ne Oldu? İddianamenin Temel Suçlamaları
Antalya’da yürütülen kapsamlı bir soruşturma sonucunda hazırlanan iddianame, kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. İddianamede, eski Finike, Kumluca ve Kaş belediye başkanları, dönemin belediye meclis üyeleri, imar müdürleri ve emlakçıların da aralarında bulunduğu 22 kişi, çeşitli rüşvet, irtikap, görevi kötüye kullanma ve dolandırıcılık suçlamalarıyla tutuklu yargılanıyor.
- Usulsüz İmar Planları: Tarım arazilerinin ve kıyı bölgelerindeki stratejik alanların, yasalara aykırı bir şekilde imara açılması.
- Ruhsat Yolsuzlukları: Özellikle villa inşaatları için gerekli ruhsat ve izinlerin, rüşvet karşılığında veya mevzuata aykırı olarak verildiği iddiaları.
- Kamu Zararı: Kamuya ait veya özel mülkiyetteki arazilerin değerinin düşürülmesi veya haksız kazanç sağlanması.
Bu suçlamaların odak noktası, bölgedeki doğal güzellikleri ve tarım potansiyelini tehdit eden plansız ve kaçak yapılaşma olarak öne çıkıyor.
Japon Yatırımı Nasıl Çıkmaza Girdi?
İddianamenin en dikkat çekici kısımlarından biri, yaklaşık 20 yıl önce (2004 yılı civarında) Teke Yarımadası’na önemli bir yatırım yapmaya karar veren bir Japon firmasının durumu. Bu firma, bölgede büyük ölçekli bir balık çiftliği kurmak amacıyla tam 100 milyon dolarlık bir yatırım taahhüdünde bulundu. Tüm yasal izinleri ve ruhsatları alarak projesini başlatan Japon firması, bu devasa tesisle bölge ekonomisine ciddi katkı sağlamayı hedefliyordu.
İki Ruhsat, Tek Alan: Çatışan Çıkarlar
Ancak, Japon firmasının yatırımının ardından gelişen olaylar, dosyanın karmaşıklığını gözler önüne seriyor. İddialara göre, Japon firmasına balık çiftliği için izin verilen kıyı şeridindeki aynı bölgeye, daha sonra yerel yönetimler tarafından villa inşaatları için de ruhsatlar verildi. Bu durum, aynı arazi üzerinde iki farklı ve çelişkili projenin yasalara aykırı bir şekilde ruhsatlandırılması anlamına geliyordu. Japon firması, hem kendi yatırımının engellenmesi hem de yasal haklarının ihlal edilmesi nedeniyle büyük bir mağduriyet yaşadı ve hukuki mücadele başlattı.
İddianame, bu çifte ruhsatlandırma durumunun arkasındaki motivasyonu sorguluyor. Japon yatırımcının dolandırılmaya mı çalışıldığı, yoksa bölgenin rant değeri yüksek arazilerinin kişisel çıkarlar uğruna kasten bir çatışma alanına dönüştürüldüğü soruları, davanın temelini oluşturuyor.
Daha Geniş Resim: Antalya’nın Geleceği ve Tarım Arazileri
Antalya’daki bu dava, sadece rüşvet ve yolsuzluk iddialarından öte, Türkiye’nin genelinde yaşanan bir sorunun da yansıması. Tarım arazilerinin imara açılması, özellikle turizm potansiyeli yüksek kıyı şehirlerinde yıllardır süregelen bir tartışma konusu. Uzmanlar, verimli tarım topraklarının kaybının, gıda güvenliği ve iklim değişikliğiyle mücadele açısından ciddi riskler taşıdığına dikkat çekiyor.
Bu dava, hem yabancı yatırımcıların Türkiye’deki hukuki güvencesi hem de ülkenin doğal ve tarımsal kaynaklarının korunması açısından emsal teşkil edebilecek nitelikte. Antalya’nın geleceğini, tarımsal kimliğini ve uluslararası yatırımcılar nezdindeki itibarını doğrudan etkileyecek olan bu davanın seyri, dikkatle takip ediliyor.
Yargılama süreci devam ederken, 22 şüphelinin tutuklu yargılanması ve davanın barındırdığı Japon yatırımı detayı, kamuoyunun ve uluslararası gözlemcilerin yakından ilgisini çekmeye devam edecek.
