Antalya’nın Alanya ilçesindeki Alara Çayı üzerinde yapımı planlanan Gevne Hidroelektrik Santrali (HES) projesi, yıllardır süren hukuki mücadeleler ve yoğun çevresel tartışmaların ardından Danıştay tarafından onanan kesin bir yargı kararıyla iptal edildi. Akdeniz Elektrik Üretim A.Ş.’ye ait olan projenin çevresel etki değerlendirme (ÇED) raporu ve yapı ruhsatı, sahadaki gerçekliğe uymayan “masa başı” planlama ve geri dönülemez çevresel tahribat riskleri nedeniyle mahkemece geçersiz sayıldı. Bu karar, yöre halkının ve çevrecilerin mücadelesinin önemli bir zaferi olarak kayıtlara geçti.
Antalya 2. İdare Mahkemesi’nin ÇED raporunu ve projenin ruhsatını iptal etme kararı, Danıştay tarafından da onaylanarak kesinleşmiş oldu. Bu süreç, HES projelerinin planlama aşamasında arazi koşullarının titizlikle incelenmesi ve çevresel hassasiyetlerin göz önünde bulundurulmasının hayati önemini bir kez daha gözler önüne serdi.
Ne Oldu?
Alanya’nın Kargı ve Fakırcalı köyleri civarında, Alara Çayı üzerinde kurulması planlanan Gevne HES projesi, ilk günden itibaren yöre halkının ve çevrecilerin tepkisini çekmişti. Bölge sakinleri, projenin su kaynaklarını kurutacağı, doğal yaşamı yok edeceği ve bölgenin tarihi dokusuna zarar vereceği endişeleriyle hukuki yollara başvurmuştu. Uzun soluklu yargı süreci, 2010 yılında ÇED raporunun onaylanmasıyla başlamış ve çeşitli mahkeme kararlarından geçerek nihayetinde projenin iptaliyle sonuçlanmıştır.
Çatışmanın Başlangıcı: Nasıl Ortaya Çıktı?
Gevne HES projesinin ÇED raporu, 2010 yılında onaylanmış ve kısa süre içinde bölge halkının itirazlarına yol açmıştı. Köylüler ve çevre aktivistleri, avukatları Münip Ermiş, Mehmet Deniz ve İsmail Sarıpınar aracılığıyla 2010 yılında Antalya 2. İdare Mahkemesi’ne dava açarak projenin durdurulmasını talep ettiler. Projenin planlama aşamasında arazinin gerçek koşullarının yeterince değerlendirilmediği, hidrolojik dengenin, biyolojik çeşitliliğin ve kültürel mirasın göz ardı edildiği iddia ediliyordu.
Hukuki Süreç: Kimler İtiraz Etti, Ne Zaman?
Dava sürecinde önemli dönüm noktaları yaşandı. Mayıs 2011’de Antalya 2. İdare Mahkemesi, projenin “yürütmesini durdurma” kararı verdi. Ancak bu karar, Nisan 2012’de Ankara 10. İdare Mahkemesi tarafından, projenin “kamu yararı”na olduğu gerekçesiyle kaldırıldı. Yürütmeyi durdurma kararının kalkmasıyla birlikte firma, inşaat çalışmalarına hız verdi ve Alara Çayı’nda tünel kazıları gibi faaliyetlere başladı. Bu süreçte, özellikle yaz aylarında Alara Çayı’nın belirli bölgelerinde su seviyelerinin önemli ölçüde azaldığı, hatta yer yer kuruduğu gözlemlendi. Bu durum, çayda yaşayan Alabalık türleri başta olmak üzere tüm ekosisteme ciddi zararlar verdi. Bölgedeki tarihi kalıntılar ve doğal peyzaj da tehdit altına girdi.
Uzman Raporu Neden Önemliydi?
Projenin yarattığı tahribatın artması üzerine, mahkeme yeni bir bilirkişi heyeti görevlendirdi. 2013 yılında hazırlanan bu kapsamlı bilirkişi raporu, projenin geleceği açısından belirleyici oldu. Jeoloji, hidrojeoloji, çevre, orman, inşaat, tarih, arkeoloji, peyzaj mimarlığı, biyoloji ve hukuk gibi farklı disiplinlerden uzmanların yer aldığı heyet, yaptığı incelemeler sonucunda çarpıcı tespitlerde bulundu. Raporda, projenin “masa başında çizildiği”, arazinin topoğrafik ve jeolojik yapısıyla uyumsuz olduğu açıkça belirtildi. Ayrıca, su rejimine, doğal yaşama ve kültürel varlıklara telafisi güç zararlar vereceği bilimsel verilerle ortaya kondu. Özellikle, ÇED raporunda su rejimine ilişkin önemli eksiklikler olduğu ve HES’in çevresel etkilerinin yeterince değerlendirilmediği vurgulandı.
Nihai Karar ve Etkileri
Bilirkişi raporunun bu kritik bulguları, yargı sürecinde dengeyi değiştirdi. Antalya 2. İdare Mahkemesi, raporu esas alarak Akdeniz Elektrik Üretim A.Ş.’ye verilen ÇED olumlu kararını ve projenin yapı ruhsatını iptal etti. Firma bu karara itiraz ederek temyiz yoluna başvursa da, Danıştay 6. Dairesi yerel mahkemenin iptal kararını onadı. Bu kararla birlikte, Alara Çayı üzerindeki HES projesi resmi olarak sona ermiş oldu. Bu sonuç, benzer HES projelerinde bilimsel verilerin ve çevresel hassasiyetlerin hukuki süreçlerdeki belirleyici rolünü bir kez daha gösterirken, “masa başı” planlamaların arazi gerçekliğiyle örtüşmediğinde nasıl bir çıkmaza girdiğini de ortaya koydu. Alara’daki bu zafer, Türkiye’deki çevre mücadelesine ilham veren önemli bir emsal teşkil etmektedir.
