Suriye iç savaşının üzerinden on yıldan fazla bir süre geçtikten sonra, bölgedeki güç dengeleri ve aktörlerin pozisyonları netlik kazanırken, Türkiye’nin ilk başta belirlediği stratejik hedeflere ulaşmakta zorlandığı ve önemli jeopolitik kayıplar yaşadığı bir tablo ortaya çıktı. Ankara’nın Esad rejimini devirme ve sınırlarında bir ‘terör koridoru’ oluşumunu engelleme yönündeki öncelikleri, sahadaki gelişmelerle birlikte farklı bir yöne evrildi.
Bölgedeki gelişmeler, Rusya ve İran’ın desteğiyle Esad rejiminin ayakta kalmasını sağlarken, ABD’nin de farklı bir gündemle, özellikle terör örgütü DEAŞ ile mücadele adı altında YPG/PKK’ya verdiği destekle, Türkiye’nin ulusal güvenlik endişelerini artırdığı bir dönemi işaret ediyor. Bu durum, Türkiye’nin Suriye politikasının sorgulanmasına ve bölgesel konumunun yeniden değerlendirilmesine yol açtı.
Suriye Sahasındaki Güç Dengeleri Nasıl Şekillendi?
Rusya ve İran’ın Artan Etkisi
Suriye iç savaşında kilit rol oynayan aktörlerden Rusya ve İran, Şam yönetimine verdikleri askeri ve siyasi destekle Esad rejiminin ayakta kalmasını ve topraklarının önemli bir kısmını geri kazanmasını sağladı. Özellikle Rusya’nın 2015’teki doğrudan askeri müdahalesi, savaşın seyrini tamamen değiştirdi ve rejimin lehine çevirdi. Bu durum, Moskova’yı bölgedeki en etkili güç konumuna getirirken, İran da kara bağlantısını güçlendirerek bölgedeki nüfuzunu artırdı.
ABD’nin Değişen Politikası
ABD’nin Suriye politikası zamanla evrilerek, başlangıçtaki ılımlı muhalefeti destekleme çabalarından, terör örgütü DEAŞ ile mücadeleye odaklanmaya dönüştü. Bu süreçte, Washington’ın terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı olarak kabul edilen YPG’ye askeri destek vermesi, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde ciddi gerilimlere neden oldu. Türkiye’nin ulusal güvenlik önceliği olan sınırında bir YPG/PKK oluşumunu engelleme hedefi, ABD’nin bu politikasıyla çelişti.
Türkiye’nin Suriye Hedefleri ve Sahadaki Gerçekler
Esad Rejimi ve Türkiye’nin Tutumu
Türkiye, Suriye iç savaşının başından itibaren Beşar Esad rejiminin değişmesi gerektiğini savundu. Ancak Rusya ve İran’ın desteğiyle Esad’ın pozisyonunu güçlendirmesi, Türkiye’nin bu hedefini ulaşılmaz kıldı. Rejimin, ülkenin büyük bir kısmında kontrolü yeniden ele geçirmesi, Türkiye’nin bölgedeki manevra alanını daralttı.
Sınır Güvenliği ve “Terör Koridoru” Endişesi
Türkiye’nin Suriye’deki en önemli hedeflerinden biri, sınır boyunca uzanan bir ‘terör koridorunun’ oluşmasını engellemekti. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı gibi askeri operasyonlarla bu yönde adımlar atıldı. Ancak YPG/PKK’nın ABD desteğiyle bölgedeki varlığını sürdürmesi ve “Suriye Demokratik Güçleri” (SDG) adı altında özerk bir yapı kurma çabaları, Türkiye için kalıcı bir güvenlik tehdidi olmaya devam ediyor.
Uluslararası İlişkiler ve Bölgesel İzolasyon
Suriye politikası, Türkiye’nin Batı dünyasıyla ilişkilerinde de önemli kırılmalara yol açtı. Özellikle ABD ve bazı Avrupa ülkeleriyle yaşanan anlaşmazlıklar, Türkiye’nin bölgedeki yalnızlığını artırdı. Astana süreci gibi platformlarda Rusya ve İran ile bir araya gelinmesi, Türkiye’nin geleneksel müttefiklerinden uzaklaşarak yeni bölgesel ittifaklar arayışına girdiğinin bir göstergesi olarak yorumlandı.
Türkiye İçin Kayıplar ve Gelecek Projeksiyonu
Gelinen noktada, Türkiye’nin Suriye politikasının hedeflerine ulaşamadığı ve önemli bedeller ödediği görülüyor:
- Esad rejimi varlığını korudu ve meşruiyetini belli ölçüde yeniden kazandı.
- Türkiye sınırında YPG/PKK’nın kontrol ettiği geniş bir alan oluştu.
- Milyonlarca Suriyeli sığınmacı Türkiye’de yaşamaya devam ediyor, bu durum ekonomik ve sosyal yüklere neden oluyor.
- Batılı müttefiklerle ilişkilerde ciddi yıpranmalar yaşandı.
- Bölgesel nüfuz ve stratejik derinlik kayıpları söz konusu oldu.
Suriye’deki bu netleşen tablo, Türkiye’nin bölgesel dış politikasını ve güvenlik stratejilerini yeniden değerlendirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Ankara, mevcut koşullar altında ulusal çıkarlarını korumak ve bölgedeki konumunu güçlendirmek adına daha pragmatik ve gerçekçi yaklaşımlar geliştirmek zorunda kalabilir.
