Avrupa Birliği (AB), Türkiye ile 1995 yılından bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği’ni güncelleme çağrılarına ve karşılıklı ekonomik potansiyeline rağmen bu adımı atmaktan imtina ediyor. Bu durumun temelinde, açık ekonomik faydaları gölgede bırakan karmaşık siyasi engeller yatıyor. AB kanadı, özellikle Türkiye’deki hukuk devleti ve demokrasiye ilişkin endişeleri, Kıbrıs sorunu ve bazı üye ülkelerin siyasi itirazlarını güncelleme sürecinin önündeki başlıca bariyerler olarak öne sürüyor.
Türkiye, uzun süredir Gümrük Birliği’nin güncellenmesini talep ederken, bu adımın hem AB hem de Türkiye için karşılıklı ekonomik kazanımlar sağlayacağı belirtiliyor. Ancak siyasi dinamikler, her iki tarafın da önemli ekonomik çıkarlarını barındıran bu sürecin ilerlemesini engellemekte. AB’nin bu konudaki çekingenliği, Türkiye-AB ilişkilerinde ekonomik potansiyelin siyasi koşullara nasıl yenik düştüğünün çarpıcı bir örneği.
Türkiye-AB Gümrük Birliği: Mevcut Durum ve Tarihçe
Türkiye ile AB arasındaki mevcut Gümrük Birliği anlaşması, 1 Ocak 1996’da yürürlüğe girerek, sanayi ürünlerinde gümrük vergilerini ortadan kaldırmış ve iki taraf arasındaki ticareti önemli ölçüde serbestleştirmişti. Bu anlaşma sayesinde Türkiye, AB’nin en büyük beşinci ticaret ortağı konumuna yükselirken, AB de Türkiye’nin açık ara en büyük ticaret ortağı unvanını koruyor. 2022 yılında ikili ticaret hacmi yaklaşık 200 milyar dolar seviyesine ulaşarak ilişkinin ekonomik derinliğini gözler önüne serdi.
Güncelleme Neden Gerekli? Ekonomik Beklentiler Neler?
Mevcut Gümrük Birliği anlaşmasının 28 yıldır değişmeden kalması, küresel ekonomideki ve ticaret kurallarındaki köklü değişimler düşünüldüğünde, günümüz ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyor. Modern bir anlaşma, her iki taraf için de önemli avantajlar sunarak ticareti ve yatırımları yeni bir boyuta taşıyabilir:
- Ticaret Hacmini Artırma: Mevcut 200 milyar dolarlık hacmin çok daha üzerine çıkma potansiyeli.
- Kapsamın Genişlemesi: Anlaşmanın tarım ürünleri, hizmetler ve kamu alımları gibi stratejik alanları da içerecek şekilde genişlemesi. Bu, özellikle Türkiye ekonomisi için büyük bir potansiyel barındırıyor.
- Yatırım Çekiciliği: Daha öngörülebilir ve modern bir ticaret çerçevesi, karşılıklı doğrudan yabancı yatırımları teşvik ederek ekonomik büyümeye katkı sağlayabilir.
- Küresel Tedarik Zincirlerine Entegrasyon: Türkiye’nin ve AB’nin küresel tedarik zincirlerindeki konumunu güçlendirerek bölgesel ve küresel rekabetçiliği artırma.
- Rekabet Gücü: İşletmelerin daha düşük maliyetlerle ve daha az bürokratik engelle ticaret yapabilmesi sayesinde rekabet gücünün artması.
Güncellemenin Önündeki Siyasi Engeller
Ekonomik faydaların bu denli açık olmasına rağmen, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi süreci siyasi çıkmazlarla dolu. AB’nin bu konuda adım atmaktan çekinmesinin arkasında yatan temel siyasi nedenler şunlardır:
- Hukuk Devleti ve Demokrasi Endişeleri: Özellikle Almanya, Fransa ve Hollanda gibi kilit AB üyesi ülkeler, Türkiye’deki insan hakları, ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı gibi alanlardaki gelişmeleri yakından takip ederek, bunları Gümrük Birliği’nin güncellenmesiyle ilişkilendiriyor. AB, bu konularda ilerleme kaydedilmeden ekonomik bir entegrasyonun tam olarak mümkün olmadığını savunuyor.
- Kıbrıs Sorunu: Kıbrıs meselesi, yıllardır Türkiye-AB ilişkilerinin en önemli düğümlerinden biri olmaya devam ediyor. AB, Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) gemi ve uçaklarına limanlarını ve havaalanlarını açması şartını Gümrük Birliği güncellemesi için bir ön koşul olarak görüyor.
- Üye Devletlerin Vetoları ve İç Siyaset: Yunanistan, Kıbrıs meselesi başta olmak üzere Ege’deki anlaşmazlıkları da kullanarak, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gibi Türkiye ile ilişkileri derinleştirecek adımlara sıkça veto tehdidinde bulunuyor. Ayrıca, bazı AB üyesi ülkelerde Türkiye karşıtı popülist söylemler, bu tür adımların atılmasını siyasi olarak zorlaştırıyor.
Türkiye’nin Bakış Açısı ve AB’nin Çelişkisi
Türkiye, Gümrük Birliği’nin güncellenmesini tamamen ekonomik bir mesele olarak görüyor ve bu konunun siyasi koşullara bağlanmasına karşı çıkıyor. Ankara, bu adımın hem kendi ekonomisi hem de AB ekonomisi için hayati önem taşıdığını vurguluyor. Türkiye, Gümrük Birliği’nin güncellenmesini, siyasi sorunlardan bağımsız, iki tarafın da çıkarına olan teknik bir düzenleme olarak değerlendiriyor.
AB ise bir yandan Arjantin’den Yeni Zelanda’ya, Meksika’dan Vietnam’a kadar dünyanın dört bir yanındaki ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları (STA) ve ticaret ortaklıklarını derinleştirmeye çalışırken, en büyük ticaret ortaklarından biri olan Türkiye ile mevcut anlaşmayı güncellemeyi sürekli ertelemesiyle çelişkili bir tablo sergiliyor. Bu durum, AB’nin Türkiye ile ilişkilerinde ekonomik pragmatizmden çok, siyasi kaldıraç kullanma eğiliminde olduğunu düşündürüyor.
Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, aslında Türkiye’nin AB entegrasyon sürecinin önemli bir parçası. Ancak müzakerelerin durma noktasına gelmesi ve siyasi gerilimler, bu önemli ekonomik enstrümanın potansiyelini kısıtlamaya devam ediyor. Her iki tarafın da kazanacağı bir senaryo olmasına rağmen, siyasi irade eksikliği bu sürecin ilerlemesinin önündeki en büyük engel olarak duruyor.
AB, Türkiye ile Gümrük Birliği’ni Neden Güncellemiyor?
Cevap: Avrupa Birliği, Türkiye ile Gümrük Birliği’ni güncellemekten, Türkiye’deki hukuk devleti ve demokrasiye ilişkin endişeler, Kıbrıs sorununun çözülememesi ve bazı üye devletlerin siyasi itirazları gibi karmaşık siyasi nedenlerle kaçınıyor. Ekonomik faydalar açıkça ortada olmasına rağmen, AB’nin siyasi öncelikleri bu güncellemeyi engellemektedir.
