On yılı aşkın süredir devam eden savaşın harap ettiği Suriye’de, ülkenin kaderi üzerine tartışmalar hararetle sürüyor. Bölgedeki karmaşık jeopolitik denklemler, iç çatışmalar ve sayısız dış müdahalenin gölgesinde, ülkenin yeniden inşası ve istikrara kavuşması için farklı görüşler ortaya atılıyor. Bu vizyonlardan biri, Suriye’yi demokratik, laik ve sosyalist bir geleceğe taşıma çağrısı yapıyor.
Bu yaklaşımın savunucuları, Suriye’nin mevcut durumundan kurtulmasının yolunun, hem otoriter rejimlerin baskısından hem de dış güçlerin manipülasyonundan arınmış, halkın iradesine dayanan bir sistem kurmaktan geçtiğini belirtiyor. Özellikle Baas rejiminin ‘sosyalist’ ve ‘anti-emperyalist’ söylemlerine rağmen zamanla baskıcı ve tekçi bir yapıya bürünmesi, yeni bir model arayışını tetiklediği ifade ediliyor.
Suriye Neden Bu Durumda? Kısa Bir Tarihçe
Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasının ardından manda yönetimi altına giren Suriye, 1946’da bağımsızlığını kazandı ancak istikrara kavuşamadı. Ülke, darbelerle geçen çalkantılı bir dönemin ardından 1963’te Baas Partisi’nin iktidara gelişiyle nispi bir dengeye ulaşmış gibi görünse de, bu denge tek parti yönetiminin ve otoriterleşmenin bedeli oldu. Baas ideolojisi, Arap milliyetçiliği, sosyalizm ve anti-emperyalizmi harmanlayarak başlangıçta geniş kitlelere hitap etti.
Ancak Hafız Esad’ın 1970’teki darbesiyle başlayan dönem ve ardından Beşar Esad’ın yönetimi devralmasıyla rejim, muhalif sesleri bastıran, siyasi katılımı sınırlayan ve etnik-dini ayrımları derinleştiren bir yapıya büründü. Özellikle 2011’de başlayan halk ayaklanmaları, rejimin sert müdahalesi, bölgesel ve küresel güçlerin vekalet savaşlarına dönüşen müdahaleleriyle birleşerek ülkeyi kanlı bir iç savaşa sürükledi. ABD, Rusya, İran, Türkiye ve Körfez ülkeleri gibi birçok aktörün kendi çıkarları doğrultusunda müdahil olması, Suriye krizini içinden çıkılmaz bir hale getirdi.
Kimler Etkili ve Nasıl Bir Çıkış Yolu Öneriliyor?
Suriye’deki mevcut durumda birden fazla aktörün etkisi bulunuyor:
- Rejim ve Destekçileri: Esad yönetimi, Rusya ve İran’ın askeri ve siyasi desteğiyle ayakta duruyor.
- Muhalif Gruplar: Farklı ideolojilere ve dış desteklere sahip birçok silahlı ve siyasi muhalif grup, ülkenin farklı bölgelerinde etkili olmaya çalışıyor.
- Kürt Grupları: Kuzey ve Doğu Suriye’de özerk yapılar kuran Kürt gruplar, özellikle ABD’nin desteğiyle önemli bir güç haline geldi.
- Dış Güçler: ABD, Rusya, Türkiye, İran, İsrail ve Körfez ülkelerinin askeri varlıkları ve siyasi etkileri, Suriye’nin geleceğini doğrudan belirliyor.
Bu karmaşık tablonun ortasında, ülkenin geleceği için demokratik ve sosyalist bir yol haritası önerenler, şu temel prensipleri savunuyor:
- Laik ve Demokratik Yönetim: Din ve devlet işlerinin ayrıldığı, tüm vatandaşların eşit haklara sahip olduğu, çok partili ve katılımcı bir demokrasi.
- Sosyal Adalet ve Eşitlik: Üretim araçlarının halkın yararına kullanıldığı, sosyal güvencelerin sağlandığı, eğitim ve sağlık hizmetlerinin ücretsiz olduğu bir ekonomik sistem.
- Bütün Etnik ve Dini Grupların Hakları: Kürtler, Araplar, Süryaniler, Türkmenler, Dürziler ve diğer tüm grupların kimliklerini özgürce yaşayabildiği, dillerini ve kültürlerini geliştirebildiği bir yapı. Özellikle Kürt halkının özgürlük ve özerklik taleplerinin karşılanması gerektiği vurgulanıyor.
- Anti-emperyalist Dış Politika: Bölgesel ve küresel emperyalist güçlerin Suriye üzerindeki etkisinin sonlandırılması, bağımsız ve egemen bir dış politika izlenmesi.
- Filistin Davasıyla Dayanışma: Tarihsel olarak Suriye’nin önem verdiği Filistin halkının özgürlük mücadelesine destek verilmesi.
Nasıl Bir Çözüm Mümkün?
Bu vizyonun hayata geçirilmesi, mevcut koşullarda oldukça zorlu görünmektedir. Suriye’nin iç dinamiklerinin yanı sıra, bölgesel ve uluslararası güç dengeleri de bu tür bir dönüşümün önündeki en büyük engellerden. Ancak bu görüşü savunanlar, Suriye’deki tüm ilerici, demokratik ve yurtsever güçlerin bir araya gelerek, ortak bir program etrafında birleşmesi gerektiğini vurguluyor. Dış müdahalelerin sona ermesi, halkın kendi kaderini tayin etme hakkının tanınması ve tüm etnik/dini grupların temsiliyetinin sağlanması, bu vizyonun temel direklerini oluşturuyor.
Suriye’nin geleceği, kuşkusuz sadece dış güçlerin ya da tek bir rejimin değil, tüm Suriye halkının ortak iradesiyle şekillenmelidir. Bu bağlamda, demokratik, laik ve sosyalist bir Suriye arayışı, ülkenin barış ve refaha kavuşması için bir alternatif yol olarak tartışılmaya devam edecektir.
Demokratik ve sosyalist bir Suriye için?
Demokratik, laik ve sosyalist bir Suriye için çağrılar, ülkenin uzun süreli otoriter yönetimden ve dış güçlerin yıkıcı müdahalelerinden kurtularak, tüm etnik ve dini grupların eşit haklara sahip olduğu, sosyal adaletin sağlandığı, anti-emperyalist ve bağımsız bir gelecek inşa etmesini amaçlamaktadır.
