Kuzey Suriye’de ABD’nin askeri varlığını azaltmasıyla başlayan süreç, bölgedeki dengeleri kökten değiştirerek Türkiye için hem önemli güvenlik riskleri hem de karmaşık diplomatik sınamalar yaratmaktadır. Bu gelişmeler, sınır güvenliğinden mülteci akınlarına, ekonomik yükten uluslararası ilişkilerin yeniden şekillenmesine kadar geniş bir yelpazede doğrudan etkiler doğurmaktadır. Özellikle terör örgütü PKK/YPG’nin bölgedeki varlığının güçlenmesi ve yeni bir göç dalgası ihtimali, Ankara’nın stratejik önceliklerinin başında gelmektedir.
ABD’nin Suriye’den çekilme kararı ve ardından gelen diplomatik adımlar, sahada bir güç boşluğu yaratmış, bu boşluk Suriye rejimi, Rusya, İran destekli milisler ve PKK/YPG gibi aktörler tarafından doldurulma potansiyeli taşımaktadır. Özellikle Fırat’ın doğusundaki terör örgütü PKK/YPG’nin kontrol ettiği bölgelerdeki belirsizlik ve İdlib’deki rejimin olası askeri operasyonu, Türkiye’nin güney sınırlarında yeni bir güvenlik denklemini zorlamaktadır.
Türkiye Neden Endişeli? İşte Temel Etki Alanları:
-
Sınır Güvenliği ve Terör Tehdidi:
Kuzey Suriye’de ABD’nin askeri varlığını azaltmasıyla birlikte, terör örgütü PKK/YPG’nin Fırat’ın doğusundaki ve Münbiç gibi stratejik bölgelerdeki faaliyetleri Türkiye için birincil güvenlik tehdidi olmaya devam etmektedir. Örgütün bölgedeki kontrolünü pekiştirme çabaları ve olası bir özerk yapı kurma girişimleri, Türkiye sınırında bir “terör koridoru” oluşması riskini artırmaktadır. Ankara, bu durumu ulusal güvenliğine doğrudan bir tehdit olarak değerlendirmekte ve sınır ötesi askeri operasyonlar dahil tüm seçenekleri masada tutmaktadır.
-
Yeni Mülteci Akınları Riski:
İdlib bölgesinde sıkışmış yaklaşık 3 milyon sivilin bulunduğu bir gerçek var. Suriye rejiminin Rusya destekli olası bir operasyonu, bu kitlelerin Türkiye sınırına yığılması anlamına gelebilir. Türkiye, zaten 3.5 milyondan fazla Suriyeliye ev sahipliği yaparken, yeni bir mülteci dalgası hem insani hem de ekonomik olarak kaldırılamaz bir yük oluşturacaktır. Bu durum, Türkiye’nin yanında Avrupa ülkelerini de yakından ilgilendirmektedir.
-
Ekonomik Yük ve Sosyal Gerilimler:
Türkiye’nin mevcut mültecilere sağladığı barınma, sağlık, eğitim ve diğer hizmetlerin maliyeti milyarlarca doları bulmaktadır. Yeni bir göç dalgası, bu yükü daha da artıracak, altyapı ve sosyal hizmetler üzerindeki baskıyı yoğunlaştıracaktır. Toplumsal uyum sorunları da bu süreçte gündeme gelebilecek potansiyel risklerdendir.
-
Diplomatik ve Politik Çıkmazlar:
ABD’nin bölgedeki politikaları (özellikle YPG’ye verilen destek), NATO müttefiki Türkiye ile Washington arasında ciddi gerilimlere yol açmıştır. Rusya ve İran ile Suriye rejimi üzerinden yürütülen diplomatik süreçler (Astana süreci) karmaşık bir denge gerektirmektedir. Türkiye, bölgedeki etkinliğini korumak ve ulusal çıkarlarını savunmak için çok yönlü bir dış politika izlemek zorundadır. Güvenli bölge tesisi, hem terör tehdidini bertaraf etme hem de mültecilerin geri dönüşü için kritik bir talep olarak öne çıkmaktadır.
Suriye’deki gelişmeler, Türkiye’nin ulusal güvenliği, demografik yapısı ve ekonomik istikrarı üzerinde doğrudan ve derin etkiler yaratma potansiyeli taşımaktadır. Ankara, bu karmaşık jeopolitik denklemde, hem sınırlarını güvence altına almak, hem yeni bir mülteci krizini engellemek hem de bölgedeki terör unsurlarına karşı kararlı duruşunu sürdürmek zorundadır. Bu süreç, Türkiye için hem büyük riskler barındırmakta hem de doğru stratejik adımlarla bölgesel aktörlüğünü pekiştirme fırsatı sunmaktadır.
Suriye’deki son gelişmeler Türkiye’yi nasıl etkileyebilir?
Suriye’deki son gelişmeler, özellikle ABD’nin çekilmesi, terör örgütü PKK/YPG’nin Fırat’ın doğusundaki ve Münbiç gibi bölgelerdeki varlığını güçlendirmesi ve İdlib’deki insani kriz potansiyeli, Türkiye’yi çok boyutlu olarak etkilemektedir. Türkiye, sınır güvenliği tehditlerinin artması, yeni ve büyük bir mülteci akını riski, mevcut ekonomik yükün daha da ağırlaşması ve uluslararası diplomatik ilişkilerde karmaşık dengelerin oluşması gibi ciddi sınamalarla karşı karşıyadır. Bu durum, Türkiye’nin hem ulusal güvenliği hem de bölgesel istikrarı açısından stratejik ve acil müdahaleler gerektiren kritik bir döneme işaret etmektedir.
