31 Mart yerel seçimlerinin ardından Türkiye siyaseti, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) özelinde Kürt siyasal hareketinin gelecekteki pozisyonu etrafında yoğun bir tartışmaya sahne oluyor. Parti için “Kürtlerin hamlesi ne olmalı?” sorusu, sadece parti tabanını değil, ülkenin genel siyasal dengelerini de yakından ilgilendiren kritik bir gündem maddesi haline gelmiş durumda. Bu soruya verilecek yanıt, Kürt siyasetinin kendini izole etme riskini göze alarak “üçüncü yol” stratejisinde mi ısrar edeceği, yoksa daha geniş bir demokratik cephe içinde stratejik işbirliklerine mi yöneleceği ekseninde şekilleniyor.
Kürt siyasal hareketinin gelecekteki hamlesi, kendilerini ne iktidar bloğuna ne de ana muhalefete (CHP) angaje etmeyerek kendi özgün politikalarını inşa etme felsefesine dayanan “üçüncü yol” ilkesi ile stratejik işbirlikleri arasında bir denge bulmak zorundadır. Bu, bir yandan kendi kimliklerini ve taleplerini merkeze alırken, diğer yandan ülkedeki demokratikleşme süreçlerine etkin katkı sağlama potansiyelini değerlendirme çabasıdır.
31 Mart Sonrası DEM Parti ve Siyasal Kimlik Arayışı
DEM Parti, 31 Mart yerel seçimlerinde özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki geleneksel kalelerinde önemli başarılar elde etti. Ancak ülkenin batısında, özellikle büyük şehirlerdeki kritik rolü, parti üzerindeki “stratejik işbirliği” baskısını artırıyor. Parti, varlığını ve mücadelesini Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırırken, aynı zamanda Kürt halkının özgün taleplerini göz ardı etmeme hassasiyetini taşıyor. Bu ikilem, partinin gelecekteki yönünü belirleyen temel dinamiklerden biri.
DEM Parti İçin “Üçüncü Yol” Ne Anlama Geliyor?
Kürt siyasetinde sıkça dile getirilen “üçüncü yol” stratejisi, iki ana siyasi bloktan bağımsız bir duruş sergileme ve kendi özgün siyasi hattını inşa etme felsefesini ifade eder:
- Özgün Kimlik ve Taleplerin Korunması: Bu yolun temelinde, Kürt siyasal hareketinin kendi demokratik değerlerini, toplumsal dinamiklerini ve siyasal taleplerini merkeze alması yatar. Ne iktidarın otoriter yapısına ne de muhalefetin ulusalcı-devletçi eğilimlerine teslim olmadan, kendi politik hattını çizme arayışıdır.
- Bağımsız Duruş Vurgusu: “Üçüncü yol”, partinin herhangi bir bloğun ‘yedek lastiği’ veya ‘stepne’si konumuna düşmesini engellemeyi amaçlar. Kendi ajandasını belirleme ve kendi politikalarını uygulama bağımsızlığını koruma isteği ağır basar.
- Demokratik Özerklik Hedefi: Uzun vadede, yerel yönetimlerde güçlenme ve demokratik özerklik gibi temel hedeflerini kendi tabanından aldığı güçle hayata geçirme vizyonu taşır. Ancak bu yaklaşım, siyasi izolasyon ve ulusal siyasetteki etkinliğini sınırlama riskini de beraberinde getirebilir.
Stratejik İttifakların Potansiyeli ve Riskleri Nelerdir?
Kürt siyasetinin önündeki diğer bir seçenek ise, özellikle ana muhalefet partileriyle (başta CHP) stratejik ittifaklar kurmaktır. Bu yolun da kendine göre avantajları ve dezavantajları bulunmaktadır:
- Avantajlar:
- Demokratikleşmeye Katkı: Daha geniş bir demokratik cephe oluşturarak, ülkedeki otoriter eğilimlere karşı ortak bir duruş sergileyebilir.
- Siyasal Etki Alanının Genişlemesi: Ulusal düzeyde daha fazla siyasi etki ve temsiliyet sağlayarak, Kürt sorununun çözümüne yönelik adımların atılmasını hızlandırabilir.
- İzolasyondan Kaçınma: Siyaseten izole olma riskini azaltarak, ana akım siyaset içinde daha aktif rol oynayabilir.
- Dezavantajlar ve Riskler:
- Kimlik Kaybı Endişesi: Ortak bir cephe içinde eriyerek kendi özgün kimliğini, taleplerini ve değerlerini kaybetme riski bulunur.
- Araçsallaştırılma Korkusu: Diğer partilerin kendi çıkarları doğrultusunda bir araç olarak kullanılma ihtimali her zaman mevcuttur.
- Tabanla Çatışma: Özellikle tabanın hassasiyetlerine uygun olmayan ittifakların, parti içinde ve tabanda rahatsızlık yaratma potansiyeli taşır.
Gelecek Perspektifi: Denge ve Uzun Vadeli Strateji
DEM Parti ve genel olarak Kürt siyasal hareketinin önündeki en büyük meydan okuma, “üçüncü yol” prensibinden taviz vermeden, ancak ülkenin genel demokratikleşme dinamiklerinden de kopmadan bir denge siyaseti yürütmektir. Bu, kesin bir ayrımcılıktan ziyade, esnek ve duruma göre değişebilen, ancak ana omurgası korunmuş bir stratejiyi gerektirebilir. Kısa vadeli seçim başarılarından öte, Kürtlerin uzun vadeli siyasal, kültürel ve toplumsal hedeflerine hizmet edecek bir yol haritası çizmek büyük önem taşımaktadır.
Kürt siyasetinin gelecekteki hamlesi, sadece kendi varlıklarını koruma mücadelesi değil, aynı zamanda Türkiye’nin demokratik geleceğine yön verecek kritik bir karar olacaktır. Bu süreçte iç tartışmaların sağlıklı bir zeminde yürütülmesi, farklı seslerin dinlenmesi ve tabanın beklentilerinin doğru okunması, atılacak adımların başarısı için hayati öneme sahiptir.
Kürtlerin hamlesi ne olmalı?
Kürt siyasal hareketinin gelecekteki hamlesi, ne tamamen izole bir “üçüncü yol” stratejisine saplanmak ne de koşulsuz şartsız ana akım partilerin uzantısı haline gelmek olmalıdır. En uygun hamle, özgün kimliğini ve temel taleplerini koruyan, demokratik özerklik hedefine odaklanan bir “üçüncü yol” prensibini benimserken, ülkedeki demokratikleşme süreçlerine katkı sunmak adına belirli konularda ve stratejik olarak şartlı işbirliklerine açık olmak şeklinde özetlenebilir. Bu yaklaşım, hem kendi özneleşme sürecini sürdürecek hem de geniş demokrasi güçleriyle esnek bir diyalog ve etki alanı kurma potansiyeli taşıyacaktır.















