İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında, 2015 tarihli nükleer anlaşmayı (Kapsamlı Ortak Eylem Planı – KOEP) yeniden canlandırmak amacıyla Katar’ın başkenti Doha’da gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerden herhangi bir ilerleme sağlanamadı. 28-29 Haziran tarihlerinde Avrupa Birliği’nin arabuluculuğunda yürütülen diplomatik çabalar, tarafların uzlaşmaz tutumları nedeniyle sonuçsuz kaldı ve bölgedeki nükleer risklerin artacağına dair endişeleri körükledi.
Washington ve Tahran’dan yapılan açıklamalar, görüşmelerin “hayal kırıklığı” ile sona erdiğini doğrular nitelikte. Her iki taraf da başarısızlığın sorumluluğunu diğerine yüklerken, İran “gerçekçilik eksikliği” ve “ekonomik garantiler” taleplerini yinelerken, ABD Tahran’ın “KOEP ile bağdaşmayan yeni talepler” öne sürdüğünü savundu.
Görüşmelerden Sonuç Çıkmadı
Katar’ın başkenti Doha’da, Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Yardımcısı Enrique Mora’nın arabuluculuğunda iki gün boyunca süren dolaylı müzakereler, nükleer anlaşmanın akıbeti için hayati önem taşıyordu. Aylardır süren Viyana görüşmelerinin Mart 2022’de tıkanmasının ardından, bu buluşma son bir diplomatik şans olarak görülüyordu. Ancak hem İran Başmüzakerecisi Ali Bakıri Kani hem de ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley’nin katıldığı bu turlarda, taraflar arasındaki temel anlaşmazlıklar aşılamadı.
ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, İran’ın “anlaşmayı canlandırmak için diplomatik yolları kullanma konusundaki isteksizliği” nedeniyle sonuçların “hayal kırıklığı” olduğunu belirtti. Tahran ise, Doha görüşmelerinin sona ermesinin ardından, ABD’nin “sözünü tutması ve maksimum baskı politikasının mirasını reddetmesi halinde” bir anlaşmaya varılabileceğini ifade etti. Bu karşılıklı suçlamalar, mevcut diplomatik kilitlenmenin derinliğini gözler önüne serdi.
Tarafların Tutumu: Suçlamalar ve Beklentiler
İran’ın Bakış Açısı: İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Bakıri Kani, ABD’yi nükleer müzakerelerde “gerçekçilik eksikliği” ile suçladı. Tahran yönetimi, ABD’nin 2018’de anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve ardından uyguladığı ağır yaptırımlar nedeniyle ekonomik olarak büyük zarar gördüğünü vurguluyor. Kani, İran’ın nükleer anlaşmadan elde edeceği ekonomik faydaları garanti altına alacak “etkin ve güvenilir bir güvenceye” ihtiyaç duyduğunu yineledi. İran, tüm yaptırımlar kaldırılmadan anlaşmadaki taahhütlerine tam olarak geri dönmeyeceğini belirtiyor.
ABD’nin Değerlendirmesi: ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price ve ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley, İran’ın Doha’da “yeni talepler” ile geldiğini ve bu taleplerin KOEP’in tam olarak uygulanmasını engelleyici nitelikte olduğunu öne sürdüler. Malley, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, bu taleplerin “KOEP ile bağdaşmadığını” ve anlaşmanın ruhuna aykırı olduğunu belirtti. ABD, İran’ın anlaşmadaki tüm taahhütlerine geri dönmesi halinde yaptırımları hafifletmeyi kabul edeceğini ifade etse de, İran’ın “yeni” addedilen taleplerini kabul etmeye yanaşmıyor.
AB’nin Rolü ve Diplomatik Çabalar
AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in Yardımcısı Enrique Mora, Doha görüşmeleri boyunca arabulucu olarak kritik bir rol üstlendi. Mora, görüşmelerin sonunda herhangi bir ilerleme kaydedilememesinden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. Buna rağmen, Avrupa Birliği’nin nükleer anlaşmayı kurtarmak için diplomatik çabalarını sürdürme kararlılığını koruduğu belirtildi. AB, bölgesel istikrar ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi açısından KOEP’in önemine dikkat çekmeye devam ediyor.
Anlaşmazlığın Kökenleri ve Gelecek Belirsizliği
KOEP, 2015 yılında P5+1 ülkeleri (ABD, İngiltere, Çin, Fransa, Rusya ve Almanya) ile İran arasında imzalanmış, Tahran’ın nükleer programını kısıtlaması karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörmüştü. Ancak ABD’nin 2018’de dönemin Başkanı Donald Trump tarafından anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve “maksimum baskı” politikasını uygulamaya koymasıyla anlaşma çökmüştü. Buna karşılık İran, anlaşmadaki taahhütlerini kademeli olarak durdurarak uranyum zenginleştirme seviyesini artırdı.
Doha’daki görüşmelerin başarısızlığı, nükleer silahların yayılması riskini artırdığı gibi, Orta Doğu’daki bölgesel gerilimlerin daha da tırmanmasına yol açabilir. Gelecekte yeni görüşmelerin ne zaman veya hangi koşullar altında yapılabileceği belirsizliğini korurken, gözler diplomatik kilitlenmenin aşılmasına yönelik atılacak adımlarda olacak. Aksi takdirde, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları sıkılaştırması veya İran’ın nükleer programını daha da ileri götürmesi gibi riskli senaryolar gündeme gelebilir.
