Son dönemde Orta Doğu’da tırmanan İran-İsrail gerilimi, Türkiye’nin önerdiği “Barış Kurulu” inisiyatifinin güvenilirliği üzerine ciddi sorular yöneltiyor. Bölgedeki gelişmeler ve Türkiye’nin geçmişteki dış politika söylemleri göz önüne alındığında, barış çabalarının “böyle başa böyle tarak” misali, mevcut yaklaşımlarla ne denli etkili olabileceği tartışma konusu. Türkiye’nin barış çağrıları, bir yandan Hamas’ı “terör örgütü değil, bir kurtuluş örgütü” olarak tanımlarken, diğer yandan İsrail’i sertçe eleştirmesiyle çelişki barındırıyor ve bu durum, tarafsız bir arabulucu rolü üstlenmesini zorlaştırıyor. Özellikle 13-14 Nisan 2024’teki İran saldırısı ve 19 Nisan’daki İsrail misillemesi, tansiyonu zirveye taşırken, Türkiye’nin konumu daha da karmaşık bir hal almıştır.
Bu çelişkili duruş, Türkiye’nin liderliğinde bir Barış Kurulu’nun bölgede nasıl bir etki yaratabileceği konusunda şüpheler uyandırıyor. Taraflar arasındaki mevcut güven eksikliği ve Türkiye’nin geçmişteki tutumları, barış görüşmelerine olan inancı zedeleme potansiyeli taşıyor. Dolayısıyla, mevcut dış politika yaklaşımıyla bir Barış Kurulu’nun bölgede gerçek bir çözüm üretebilmesi oldukça zor görünüyor.
İran-İsrail Çatışmasının Kısa Tarihi
Ortadoğu’da onlarca yıldır vekalet savaşları üzerinden yürütülen İran-İsrail çekişmesi, son olaylarla birlikte doğrudan devletlerarası bir hesaplaşmaya evrildi. Süreç, 1 Nisan 2024 tarihinde Suriye’nin başkenti Şam’daki İran konsolosluk binasına düzenlenen ve üst düzey İranlı komutanların ölümüyle sonuçlanan saldırıyla yeni bir boyut kazandı. İsrail’e atfedilen bu saldırı sonrası İran, misilleme tehdidinde bulundu.
- 13-14 Nisan 2024: İran, İsrail’e karşı yüzlerce insansız hava aracı ve füze ile doğrudan bir saldırı gerçekleştirdi. Bu, İran’ın İsrail’e topraklarından yaptığı ilk doğrudan saldırıydı.
- 19 Nisan 2024: İsrail, İran’ın İsfahan kentindeki askeri tesislere yönelik misilleme saldırısıyla karşılık verdi. Bu olaylar, bölgedeki gerilimi en üst seviyeye taşıdı ve geniş çaplı bir bölgesel savaş endişesini artırdı.
Türkiye’nin “Barış Kurulu” Teklifi Neyi Amaçlıyor?
Türkiye, Gazze’deki insani krizin ve bölgedeki artan gerilimin ardından, uluslararası düzeyde bir “Barış Kurulu” oluşturulması teklifini gündeme getirdi. Bu kurulun, kalıcı bir barışın tesisi için diplomatik çabaları koordine etmesi ve taraflar arasında diyalog köprüleri kurması hedefleniyordu. Ancak bu teklif, Türkiye’nin dış politikadaki çelişkili duruşu nedeniyle bazı eleştirilerin hedefi oldu.
Türkiye’nin Dış Politika Tutumu ve Güvenilirlik Sorunu
Türkiye’nin “Barış Kurulu” girişimi, geçmişteki ve güncel dış politika söylemleriyle tutarsızlık gösterdiği iddiasıyla sorgulanıyor. Özellikle Hamas ile ilgili açıklamalar, Türkiye’nin tarafsız bir arabulucu rolü oynayabileceği fikrini zayıflatıyor.
- Hamas’a Yönelik Söylemler: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hamas’ı “terör örgütü değil, bir kurtuluş örgütü” olarak nitelendirmesi, İsrail ve Batılı ülkeler tarafından eleştiriliyor. Bu tür açıklamalar, Türkiye’nin barış sürecindeki tarafsızlığını gölgeliyor.
- İsrail ile İlişkiler: Türkiye’nin İsrail’e yönelik sert eleştirileri ve diplomatik gerilimler, iki ülke arasındaki ilişkileri kopma noktasına getirmiş durumda. Bu durum, Türkiye’nin İsrail ile Filistin arasında bir köprü kurma potansiyelini azaltıyor.
- ABD’nin Rolü: İran-İsrail geriliminde ABD Başkanı Joe Biden’ın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu İran’a karşı kapsamlı bir misillemeden vazgeçmeye ikna etme çabaları dikkat çekti. ABD’nin bu arabulucu rolü, Türkiye’nin öncülük etmeye çalıştığı “Barış Kurulu”nun bölgesel denklemdeki yerini daha da karmaşık hale getiriyor.
Türkiye’nin, bir yandan “barış” çağrısı yaparken, diğer yandan bölgedeki bazı aktörlerle (Hamas gibi) güçlü bağlar kurması ve sert politik söylemler benimsemesi, uluslararası arenada güvenilir bir arabulucu olarak algılanmasını engelliyor. Bu çelişkili pozisyon, Barış Kurulu gibi önemli bir inisiyatifin etkisini ve kabul edilebilirliğini ciddi şekilde sorgulatıyor.
‘Barış Kurulu’ ve İran saldırısı: böyle başa böyle tarak!
Türkiye’nin mevcut dış politika yaklaşımı, özellikle İsrail-Filistin ve genel Orta Doğu meselelerindeki duruşu, bir “Barış Kurulu”nun etkinliğini ve güvenilirliğini ciddi şekilde zedelemektedir. Taraflı görünen söylemler ve eylemler, Türkiye’nin tarafsız bir arabulucu olarak kabul edilmesini zorlaştırdığından, mevcut “baş” (politika) ile önerilen “tarak” (Barış Kurulu) arasında bir uyumsuzluk olduğu açıktır. Bu nedenle, mevcut yaklaşımlarla Barış Kurulu’nun bölgede kalıcı barışı sağlama potansiyeli oldukça düşüktür.
